Türk siyaseti, hayli uzun zamandır, asıl rotası olan “vatana ve millete hizmet” çizgisinden ayrılmış, siyaseti meslek edinenlerin, kamu varlıklarına yönelik çıkar peşinde koştukları bir “iktisadi sektör” görünümü arz ediyor. Siyasi faaliyet yapanlar arasında, elbette samimi olarak vatana ve millete hizmeti dert edinmiş olanlar vardır; ancak bu gibiler, istisna kabilinden fevkalade azdır; siyaseti yöneten ve yönlendiren kadrolar arasında bunlara yer verilmez. Asıl mesele, yukarıdan aşağıya, siyasetin (ve siyasete bağlı bürokrasinin) yönetim kademelerinde yer alanların kişisel çıkarları olup, vatana ve millete hizmet konuları, “kişisel çıkarların üzerilerini kapatan kalın örtüler” olarak kullanılır.
Örneğin, yapılacak bir yolun ya da köprünün kamu yararına olacağı gayet açıktır; ancak, bu yolun ya da köprünün, ülkenin ihtiyaçları arasındaki önceliğinin ve öneminin ne olduğundan önce ve çok daha önemli olan, ortaya konacak proje üzerinden kamu kaynaklarından ne kadar paranın, ilgili siyasetçilerin işaret ettikleri yerlere aktarılabileceği, ya da o projeden kaynaklanacak arazi rantını kim(ler)in elde edeceğidir. Bakış ve anlayış bu olunca, projeyle ilgili yetkilerini kullanacak olanların gözlerini doyuracak seviyelerde abartılı maliyetlerin mümkün olmadığı durumlarda, o projeler asla efektif olarak değerlendirilmez.
Siyasetin ana teması kişisel çıkarlar olunca da, kurulan siyasi partiler, gerçek manada ülke ve millet yararına politikalar üreten organizasyonların mantığı ile değil, çıkar odaklı faaliyet gösteren ticari şirketlerin mantığı il yönetilir. Nasıl ki şirketlerde her durumda “patronun dediği” olursa, siyasi partilerde de, tek başlarına patron konumunda bulunan genel başkanların dedikleri olur. Durum böyle olunca genel başkanlar, entelektüel birikimleri yüksek, deneyimli ve yaşadıkları yerlerde güçlü siyasi karşılıkları olan insanları (tamamen kendilerine biat etmedikleri sürece), parti içinde asla etkili konumlara getirmezler. Bu bakımdan, aday listelerinin seçilebilecek sıralarına sadece, genel başkanlara yüzde yüz biat etmiş olan isimler konulur. Neticede, örneğin milletvekili seçilen kişiler, genel başkanları kendileri için “veli-i nîmet (waliyyu’n-ni’ma - النعمة ولی)” olarak görürler. Böyle olunca da, genel başkanların talimatlarına göre hareket etmenin haricinde, siyasette kayda değer hiçbir fonksiyonları olmaz.
Dolayısı ile, Balıkesir’de siyaset sahnesinde arz-ı endam etmekte olan zevatı da, bu perspektiften değerlendirmek gerekiyor. Özellikle milletvekilliği aday listelerinde, “seçilebilecek sıralarda yer almak” ve “belediye başkan adayı gösterilmek” için, genel başkana kayıtsız şartsız biat ve teslimiyet esastır. Hiçbir genel başkan, kendi çevresinde siyasi gücü ve oy potansiyeli olan tek bir ismi bile, Ankara’da görmek istemez, isteyemez! Yaşadıkları yerlerde belediye başkanlığına aday gösterilecek isimlerin de yine, genel başkana kayıtsız şartsız biat etmeleri ve teslim olmaları, dahası onun yerel temsilcileri olmaları beklenir. Kısacası, belediye başkanları, oturmakta oldukları koltukları, sadece ve münhasıran, genel başkana borçlu olmalıdırlar. Durum böyle olunca, ülkenin ve halkın ihtiyaçları ve talepleri, “kişisel rant sağlama gerekçeleri” olmaktan başka hiçbir anlam taşımaz. Ülkenin ve halkın ihtiyaçlarının ve taleplerinin siyasetçiler için, kişisel çıkarlarının üzerlerini kapatmaya yarayan örtü malzemelerinden öteye anlamı yoktur.
BALIKESİR’İN, AŞILAMAYAN KISIR DÖNGÜLERİ…
Bu genel değerlendirmelerden sonra Balıkesir’e bakılacak olursa, akılla izah edilemeyecek sayısız durumlar görülür. Gerek coğrafi yapısı ve konumu, gerekse topraklarının tarımsal üretim ve hayvancılık için son derece elverişli olması ve eğitimli insan gücü ile iklim şartları bakımından Balıkesir, Türkiye’nin “en zengin”, ama halkının “en fakir” hayat yaşadıkları bir ildir.
2005 yılından bu yana Balıkesir’de yaşıyorum. 2005-2009 arasında 4 yıl Belediye Başkan Yardımcılığı ile Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü, 2009-2019 arasında üniversitede Tıp Fakültesi ve 2019-2022 arasında Turizm Fakültesi Sekreterliği görevlerinde bulundum. Bu 21 yıl içinde, il genelindeki yaşam düzeyinin, hem bireysel ve hem de toplumsal bakımdan, ülkemizin tüm diğer bölgelerine kıyasla, son derece fakir ve düşük standartlarda olduğunu görüyorum. Bu fakirliğin sebebi, asla maddi yetersizlikler değildir. Bu arada, bankalardaki kişi başına mevduat ortalamasında, Balıkesir’in ülke genelinde, hemen her yıl ilk üç içinde yer almakta olduğunu hatırlatmak isterim. Balıkesir’de bugün, yüksek standartlarda A sınıfı bir otel, hastane, restoranlar, kafeteryalar vb. hizmet birimleri yoktur. Şehir esnaflarının vermekte oldukları hizmet standartları da fevkalade düşük, gündelik alelade ihtiyaçlar ötesinde, özel alışverişler yapılabilecek mağazalar mevcut değildir.
ÜLKE DÜZEYİNDE ETKİN İSİMLER VE TİCARİ MARKALAR YOK!
Öte yandan, Balıkesir’in ülkemizin yıllık GSYİH’sına katkısı, 2025 sonu itibarıyla, yaklaşık 13 milyar Dolar, kişi başına yıllık milli gelir ise, yaklaşık 10.200,- Dolar seviyelerindedir. Kısacası, genel bir bakışla, hayat standartlarını belirleyen parametrelere göre, Balıkesir’de gerek bireysel ve gerekse toplumsal hayat standardının, halihazırdaki primitif düzeyin çok çok üzerinde olması gerekiyor, ama değil! Peki neden? Çünkü, Balıkesir’in ülke düzeyinde kendilerini kabul ettirmiş, siyasi, iş insanı (Rona Yırcalı hariç), bürokrat, basın ve entelektüel kadroları yok! Balıkesir’i ülke ve dünya düzeylerine taşımaları gereken kadrolar, adeta Balıkesir sınırları içinde kendileri çalıp kendileri oynuyorlar. Halbuki tüm bu kadrolarda yer alanlar, yaptıkları işler ve ilgi alanları bakımından, hem yurdun dört bir yanı ve hem de dünyanın pek çok ülkesi ile sürekli ilişkileri olan insanlar.
Balıkesir’deki devlet daire amirlerinin kahir ekseriyeti (çoğunluğu Trabzonlu olmak üzere), Balıkesirli değil! Peki, başta Ankara ve İstanbul olmak üzere, ülkenin diğer illerinde resmi daire amiri olan Balıkesirli kimse var mı? Muhtemelen tek bir tane bile yok! Peki, ülke geneline kıyasla, nüfusunun eğitim düzeyi oldukça yüksek olan Balıkesir’in çocukları arasından, üst düzey bürokrat ve siyasetçi olacak kabiliyette hiç mi kimse çıkmıyor? Balıkesir’de resmi daire amirleri arasında Balıkesirli birini bulmak, istisna kabilinden bir durum! Peki neden? Bir gidin bakalım Diyarbakır’da, Konya’da, Antalya’da, kısacası tüm diğer illerden herhangi birinde, resmi daire amirlerinin acaba en çok kaç tanesi o ilin dışından olabilir?
DEVLET BÜROKRASİSİNDE VE SİYASETTE ÜST DÜZEY İSİMLER YOK!
En başta milletvekilleri olmak üzere, sözde Balıkesir halkı adına siyaset yapmakta olan zevata sormak lazım, Balıkesir’in gelecek vizyonu ile ilgili, herhangi bir düşünceleri, fikirleri, çabaları var mı? Hangisi olursa olsun, Balıkesir’in sözde siyasetçilerinin, “gündelik basit işleri takip etme”nin ötesinde, yaptıkları ya da yapmayı düşündükleri herhangi bir iş var mı? Gerek toplumsal ve gerekse kurumsal bakımdan, Balıkesir’deki işlerin nasıl bir yetersizlik arz ettiğine dair, birkaç örnek verelim:
Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Bakan, Bakan Yardımcısı, Bakanlıklarda Genel Müdür (ve Daire Başkanı) vb. gibi üst düzey devlet görevlerinde bulunan Balıkesirli yoktur. Üniversitelerde, Artvin Çoruh Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. İbrahim Aydın dışında Balıkesirli rektör yoktur; Prof. Aydın’ın atanmasında, Balıkesir siyasetçilerinin en küçük bir dahli söz konusu değildir. İbrahim hoca, tamamen kendisinin kişisel potansiyeli sebebiyle davet edilerek, Artvin Çoruh Üniversitesi Rektörü olarak atanmıştır.
240 YATAKLI ÜNİVERSİTE HASTANESİ Mİ OLUR?
Balıkesir Üniversitesi, bilindiği üzere, 1992 yılında kurulmuştur. Evveliyatında, başta Necatibey Eğitim Enstitüsü, Bursa İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne (BİTİA) bağlı Turizm İşletmeciliği Yüksek Okulu ve Mimarlık Mühendislik Yüksek Okulu’nun (bu okullar, 1982 üniversite reformunda, fakülteler ve yüksek okullar olarak Uludağ Üniversitesi’ne bağlanmıştı) yer aldığı Balıkesir Üniversitesi, kendi döneminde kurulan üniversiteler arasında, merkez kampüsü en gelişmemiş olan üniversitedir.
Balıkesir’den hiç kimse merak edip, Çanakkale, Kütahya, Manisa, Denizli vb. gibi illerde kurulan üniversitelerin kampüslerini görüp, bunları Balıkesir Üniversitesi ile kıyaslamıyor! Balıkesir’de Bursa, Bolu, Muğla vb. gibi illerde gördüğümüz düzeylerde üniversiteye kayda değer miktarlarda bağış yapacak anlayış ve kişilikte kimsenin olmayışı da üzüntü vericidir. 2008 yılında, dönemin Belediye Başkanı ve Valisinin ısrarları ile BAL-GÜÇ Vakfı tarafından, yeni kurulmakta olan Tıp Fakültesi Hastanesi için gerçekleştirilen bir bağış toplama girişiminde, Balıkesir’de adları bilinen yaklaşık 130 varlıklı insanın katıldığı meşhur Otel Basri toplantısında, toplanabilen para, sadece 2,6 milyar lira kadar olmuştu. Ertesi yıl satın alınan bir anjiografi cihazının fiyatı ise 1,8 milyar liraydı.
Hemen burada, rahmetli Sıtkı Koçman’ın ve sonra da çocuklarının (nüfusu daha az ve yüzölçümü Balıkesir’in 8’de 1’i kadar olan), Muğla’daki üniversiteye yaptıkları yardımların toplamının, 110 milyon Doların üzerinde olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Üniversite Senatosu da, bir kadirşinaslık olarak, üniversitenin adını “Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi” olarak değiştirmiştir.
Öte yandan, Balıkesir’in yarısı kadar bir nüfusa sahip olan Çanakkale’de Tıp Fakültesi, Balıkesir’den 9 yıl önce kurulmuştur. 2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı’nda öğrenime başlayan Balıkesir Üniversitesi’nin, “gerek temel tıp ve gerekse tıpta uzmanlık öğrencilerinin eğitimleri için yeterli kapasitesi olan” bir hastanesi bile yok hâlâ! Orijinal projesi 200 yataklı olarak 2011 yılında hizmete alınan (ve bugün, koridorlarında insanların birbirlerini çiğnemekte oldukları) üniversite hastanesinde, bina içinde yapılan köşe-bucak tadilatları ile yatak sayısı (pek çoğunda tuvalet ve lavabonun olmadığı odalarda) 238’e çıkarılmıştır; ayrıca, 50 kadar da Yoğun Bakım yatağı bulunmaktadır!
YILLARDIR TAMAMLANMAYI BEKLEYEN HASTANE EK BİNALARI
Bu arada, iki hayırseverin bina yapımı için yaptıkları bağışlarla başlatılan iki bina ile Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin binası, yarım kalmış inşaatlar olarak, yaklaşık 10 yıldır öylece bekliyor. Rektör beyi ziyaret ederek, birkaç poz fotoğraf çektirmenin ötesinde, üniversite ile kayda değer hiçbir dertleri olmayan çok sayın siyasetçilerimiz, yıllardır hiçbir çalışmanın yapılmadığı hastane ve fakülte binalarının yarım kalmış inşaatlarından, sanki hiç haberdar değillermiş gibi davranıyorlar. İktidar partilerinin siyasetçilerinin, üniversitenin ve hastanenin acil ihtiyaçları ile, yıllardır yarım kalmış olan bina inşaatları konularında ne gibi kayda değer çabalarının olduğu konusunda bir bilgi yok!
Bu arada, üniversitenin Çağış Kampüsünde inşa ettiği yeni yurt binaları konusunda, Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun değerli yöneticilerini takdirle anmamız ve teşekkürlerimizi ifade etmemiz gerekiyor. Ancak, Çağış Kampüsünde, o yurtlarda kalan öğrenciler için yeterli sosyal donatılar yok! Öğrenciler, en küçük bir ihtiyaçları için şehir merkezine gelip-gitmek zorunda kalıyorlar. Bunun, öğrenciler için ne kadar büyük bir sorun teşkil ettiğini değerlendirecek kimse var mı Balıkesir’de?
İLDEKİ YATIRIMLARLA ŞOVDAN ÖTEYE ALAKALARI OLMAYAN SİYASİLER
Bakanlıklar ve bakanlıklara bağlı yatırım birimleri tarafından yıllar öncesinde planlanan yatırımlardan hasbelkader haberdar olan iktidar siyasetçilerinin, o yatırımların gerçekleşmesinde sanki kendilerinin de bir katkıları olmuş gibi, yanlarına ücretli gazetecilerini de alarak, proje mekanlarında poz poz fotoğraf çektirmeleri ve şov yapmaları da ilginç davranışlar olarak dikkat çekiyor.
Bu arada, gidilip yerinde teknik incelemeler yapılmadan, harita üzerinden bakılarak hazırlanan, yerleşim yerlerinden geçen derelerin ıslah çalışmaları ile ilgili DSİ projeleriyle de akıllara zarar uygulamalar yapılıyor. Örneğin Armutalan deresi sözde ıslah projesi… 1880’lerin başında kurulan Armutalan’da o derelerde hiç akmayacak seviyelerde bir su akışı hesabı yapılarak uygulanan abartılı betonlaştırma projesi ile, o deredeki on bine yakın asırlık ağaçlar tümüyle yok edildi. Artık o ağaçlar da, onların üzerinde cıvıldayan binbir çeşit kuşlar da yok! Üstelik, derenin üst çığırında inşa edilen sulama barajı nedeniyle, yaz aylarında neredeyse tek damla su akmayan, etrafı 3,5 m yüksekliğinde taş duvarlarla çevrili, tabanı tamamen betonlanmış olan (genişliği 10 metreden fazla) ve yaklaşık 1,5 km uzunluğundaki o ucubenin, Armutalan’a ne gibi bir yararının olduğu, anlaşılacak şey değil!(*)
BALIKESİR’E YEPYENİ BİR VİZYON GEREK
Yüzölçümü Balıkesir’in yarısı, nüfusu ise Balıkesir nüfusunun neredeyse 10’da biri kadar olan Artvin kadar ülke siyasetinde ve ekonomisinde etkin olamayan Balıkesir’de gelecekle ilgili olarak, kayda değer umutlar beslenemez. Siyasi partilerin Merkez Karar ve Yürütme Kurulu üyeliği gibi göstermelik pozisyonlarından öteye, kayda değer hiçbir etkinlikleri olmayan ve geleceğe dair umutları yeşertebilecek güçte bir vizyon ortaya koyabilecek niteliklerden son derece uzak olan mevcut siyasilerle, daha fazlasını beklemek de zaten pek mümkün değil.
2004-2009 yılları arasında, dönemin Belediye Başkanı rahmetli Sabri Uğur’un ve ekibinin gayretleriyle, Balıkesir’in tarihi kısır döngüsünün kırılması için çok ciddi bir gayret ortaya konmuştu; ne var ki, Balıkesir halkı 2009 seçimlerinde, siyasette ülkeye ve millete hizmet anlayışında istisnai ve efsanevi Başkan Sabri Uğur’a karşı, karşılığı “mutlak sıfır” olan bir çakma karakteri tercih ederek, ufukta parlayan kendi yıldızını, bir daha parlamamak üzere söndürmüş oldu. Artık Balıkesir, al birini vur diğerine kabilinden, kişisel çıkar odaklı figürlerin ellerinde zamanını, enerjisini ve imkanlarını heba etmeye devam ediyor.
______________
(*)https://www.google.com/maps/place/Armutalan,+10180+Karesi%2FBal%C4%B1kesir/@39.8403497,27.795196,202m/data=!3m1!1e3!4m6!3m5!1s0x14b6fa73f9fd3341:0x8eba351193c1bb9a!8m2!3d39.839925!4d27.79712!16s%2Fg%2F11b6ss_w07?authuser=0&entry=ttu&g_ep=EgoyMDI2MDQyOC4wIKXMDSoASAFQAw%3D%3D
-------------------
04 Mayıs 2026