Ramazan Aydın
Köşe Yazarı
Ramazan Aydın
 

ÇÜRÜMÜŞ MALZEME İLE SAĞLAM BİNA YAPILAMAZ!

AK Parti’nin iktidar olduğu 24 yılın son 11-12 yılında Türkiye’de, giderek artan bir hızla onarımı ve telafisi mümkün olmayacak derecede, dehşetli bir toplumsal çözülme yaşanıyor. En başta İmam-Hatip Liseleri olmak üzere, Türk eğitim sisteminin yetiştirmekte olduğu gençlerde, neredeyse en küçük bir idealist belirti yok. İnsanlar, geçmişten ve aileden gelen bir alışkanlıkla “Müslüman” olduklarını söylüyorlar (daha doğrusu iddia ediyorlar); ancak, yaşantılarına bakıldığında neredeyse hiç kimsenin dinle-imanla filân bir alâkası yok! En başta dîni ve millî değerlerimiz olmak üzere, tarihimiz ve evrensel insanî değerler, saçma-sapan kamplara bölünmüş olan insanlar tarafından, birbirlerine karşı “saldırı ve çıkar temin etme malzemesi” olarak kullanılıyor. Günümüzde, insanlar arasındaki ilişkilerin sadece tek bir öznesi kaldı, o da (çoğu zaman “para ve makam” olmak üzere) “kişisel çıkar”. Eskiden toplumsal bütünlüğümüzün sağlanmasında büyük önemi ve etkileri olan aile bağları, dîni ve millî mensubiyet şuuru, dostluk/arkadaşlık, evrensel insani değerler vb. gibi ruhsal ve zihinsel temel donanımlar giderek yok oluyor! Sözde devleti yönetmekte olan siyasi ve bürokratik kadrolara bakıldığında ise, geleceğe dair herhangi bir şekilde ümit sahibi olmak mümkün değil. Örneğin, şu son günlerde iç siyaset gündeminin başlıca konusu olan Adalet Bakanı Akın Gürlek’in malvarlığı meselesi. Yürürlükteki hukuk mevzuatımıza göre, devletin önemli makamlarına atanan kişilerin, belli bir süre içinde, o gün itibarı ile mevcut malvarlıklarını ve bu varlıklarının kaynaklarını açıklamaları zorunludur. Bakan Akın Gürlek de, göreve başladıktan sonra (yasal sürenin dolmasına birkaç saat kala), bir malvarlığı açıklaması yaptı. Halbuki, Gürlek bu açıklamasını yapmadan bir hafta kadar önce CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Akın Gürlek’in malvarlığının şaibeli olduğunu ve zamanı geldiğinde kendisinin açıklayacağını bildirmişti. Akın Gürlek buna rağmen, “kendi adına sadece 4 tapu kaydı olduğu” şeklinde, son derece sınırlı bir malvarlığı açıklaması yaptı ve bunları da, hakim olan eşiyle birlikte maaşları ile satın aldıklarını söyledi. CHP Genel Başkanı ise geçen 17 Mart günü, Akın Gürlek’in sahip olduğu (toplam değerleri 325,6 milyon lira) devasa bir gayrimenkul listesini (11 tane ultra lüks daire ve bir de deniz manzaralı arsa) ve Gürlek’in bakan olduktan sonra sattığı 4 ultra lüks daireyi (toplam değeri 126 milyon lira), tapu kayıtları ve ID numaralarıyla birlikte açıkladı(*). CHP ayrıca Cumhuriyet Savcılığına, Gürlek hakkında, malvarlığı ile ilgili yasal suç duyurusunda da bulundu; Akın Gürlek ise, hakkında asılsız iddialar ileri sürdüğü için, Özgür Özel aleyhine manevi tazminat davası açacağını bildirdi.   KİM NE KADAR DOĞRU VEYA YALAN KONUŞUYOR? Bunun üzerine iktidar ve muhalefet cenahları arasında, ilginç bir şekilde, “Akın Gürlek’in malvarlığı tartışması” başladı ve başta klasik medya organları ve internet mecraları olmak üzere, kamuoyunda, o tartışma hâlen devam ediyor… Akın Gürlek’in ve iktidar cenahının bu konudaki tek dertleri, “bu bilgilerin ve tapu kayıtlarının”, Özgür Özel’e kimin tarafından iletildiği. İktidara göre, bu bilgilerin sorgulanması ve muhalefet liderine iletilmesi affı mümkün olmayacak derecede büyük bir suç! Çok ilginçtir ki, iktidar cenahından hiç kimse (yasal zorunluluk olduğu halde), Akın Gürlek’in, malvarlığının tamamını neden açıklamadığını merak etmiyor ve sormuyor! Tek dertleri, o bilgileri ve tapu kayıtlarını Özel’e kimin verdiği… Devletin tüm kurumları seferber edildi ve konuyla ilgili üç kişi belirlenerek gözaltına alındı, biri tutuklandı. Evet, belki, devlet kurumlarında kayıtlı olan kişisel bilgileri izinsiz almak ve başkalarına vermek bir suç olabilir ve ilgililerine de gereken ceza verilmelidir; bu konuda kimsenin hiçbir itirazı olamaz! Ancak, ondan önce (hem de yasal zorunluluğa rağmen ve güya “Adalet Bakanı” sıfatı ile), Akın Gürlek’in bu bilgileri neden resmî olarak açıklamadığını sorgulamak ve Cumhuriyet Savcılığı tarafından, gerekli yasal işlemleri doğrudan başlatmak gerekmez miydi? Çünkü, Akın Gürlek, Özgür Özel’in açıkladığı gayrimenkullerin kendisine ait olmadığını söylemiyor; sadece, “kendi üzerine kayıtlı sadece dört gayrimenkul olduğunu” iddia ediyor! Konuyla ilgili olarak yaptığı ilk açıklamalarında, Özgür Özel’in açıkladığı belgelerin gerçek olmadığını iddia eden Gürlek, geçen günler içinde bu ifadesinden hayli uzaklaştı ve o “sahte olduğunu iddia ettiği” belgeleri kimin deşifre ettiğini aramaya başladı. Eğer o belgeler gerçekten sahte ise, tapu müdürlüklerinde (merkezî tapu kayıt sisteminde), kendi üzerindeki tapuların sorgusunu yapan memurları neden arıyor? Demek ki, sistemde bu tapuların kayıtları var ve kendisinin iddia ettiği gibi, Özel’in açıkladığı belgeler sahte değil! Akın Gürlek 18 Mart’tan bu yana, bu tür meselelerin ayrıntılarını bilemeyecek sıradan insanların kafalarını karıştırma amaçlı siyasi demagoji yapmaya ve Adalet Bakanlığı koltuğunda, en küçük bir rahatsızlık duymadan, kemal-i afiyetle oturmaya devam ediyor. En küçük bir rahatsızlık duymuyor; çünkü, Erdoğan’ın bu tartışmada tamamen kendi tarafında yer alacağından son derece emin.   HİÇBİR KESİM, KENDİ YANDAŞINI HAKSIZ GÖRMÜYOR! Aslında kamuoyunda, benzer şekilde ve bu düzeyde tartışılan pek çok örnek verilebilir; biz son günlerin konusu olması sebebiyle bu konuya değiniyoruz. Asıl maksadımız, Akın Gürlek’in malvarlığı ya da CHP Genel Başkanının yaptığı açıklamalarda taraf olmak değil. Tarih boyunca, günümüze kadar gelmiş tüm felsefî düşünce sistemlerinde istisnasız olarak ifade edilen şöyle bir ilke vardır: Konular, “önemli (ve çok daha önemli) ve önemsiz (ve çok daha önemsiz)” olarak, başlıca iki ana gruba ve bu gruplar da, kendi içlerinde, öncelik ve sonralık bakımından, ikişer derecelendirmeye tabidir. Bizim bu örneğimizde de, kişisel resmi kayıtları ifşa etmek önemli bir suçtur; ama, bahse konu malvarlığının tamamının açıklanmaması, çok daha önemli ve öncelikli bir suçtur. Bu durumda, Akın Gürlek hakkında hiçbir işlem yapmayan yargı sistemi, suçları buna kıyasla çok daha önemsiz olan memurları sorguluyor! Böyle bir durumda, iktidar yanlısı kamuoyu, cansiperane bir şekilde Adalet Bakanı’nı savunmaya devam ediyor ve adamın yasa ihlali üzerinde zerre durmuyor. Aynı şekilde muhalefet yanlısı kamuoyu da, kişisel bilgileri izinsiz ve yasadışı bir yolla elde ederek, bunu o kişinin zararına olacak şekilde kullanma suçunu işleyen memurları suçlu olarak görmüyor! Yani, mesele neresinden tutulsa elde kalıyor. Her iki taraf da, kendi tarafındakinin suçunu görmezden geliyor ve hatta o suça destek de veriyor ve karşı tarafın haklı olabileceği hususları umursamıyor. Halbuki, kamuoyunun sağduyusu, her türlü yanlış icraatı düzeltebilecek olan tek güçtür. İşte, biz ülke olarak, o büyük gücü ikiye bölmüş ve devlet idaresinde ve kamu kaynaklarının kullanılmasında bilerek ve planlı bir şekilde yapılmakta olan yanlış icraatlara destek anlamında birbirlerine zıt istikametlere sokmuş durumdayız. Yüce dinimiz ve millî kültürümüz, ne pahasına olursa olsun “hakkın yanında ve haksızlığın karşısında yer almamızı” emrettiği halde, kendine sözde Müslüman ve Türk diyen bu toplum, bu ilkeyi sürekli çiğniyor ve birileri de, bu toplumsal davranış üzerine menfaat çarklarını kurmaya ve işletmeye devam ediyor.   BU EGOİST VE ÇIKAR DÜŞKÜNÜ İNSANLAR NEREDEN GELDİ? 1980’lerden itibaren, devletin siyasi ve bürokratik kadroları üzerine çöreklenmeye başlayan nepotizmin (akraba ve yandaş kayırmacılığı) , ülkemizde bugün geldiği nokta, kahredici düzeydedir. O kadar ki, kamu kaynaklarının kullanımında, haksız bir şekilde akraba ve yandaş kayırmacılığı yapanları artık kimse umursamadığı gibi (yandaşlık durumuna göre), ayrıca toplumun bir yarısı destek de veriyor. Bu hastalık artık o derece dehşetli bir düzeye gelmiştir ki, bizim bundan nasıl kurtulabileceğimiz hususunda, artık bir fikir bile geliştirilemiyor. Eğitim sistemimizin, çocuklarımıza ve gençlerimize, dîni, millî ve evrensel insanî değerleri ve bilimsel ve teknik nitelikleri ve becerileri kazandırmadığı, onları birer çıkar düşkünü haline getirdiği son derece açıktır. Halbuki eğitim sisteminin, çocukların ve gençlerin üretkenliklerini arttırıcı etkinlikte olması, onları yüksek ahlaka ve adalet duygusuna sahip insanlar olarak yetiştirmesi şarttır. Biz, Türk Milleti olarak, son 25-30 yıldır giderek artan bir şekilde “ben merkezli (egoist)” ve “kişisel çıkar düşkünü” yeni nesillerle ne gibi gelecek hayalleri kurabiliriz? Aydınlarımızın ve devlet yönetimi (ve toplum) üzerinde doğrudan ya da dolaylı etkileri bulunan siyasi ve bürokratik kadrolarımızın bu meselelerde bir an önce ortak bir fikir etrafında buluşmaları ve birlikte bir gayret içine girmeleri gerekiyor. Peki, bugünün toplumsal ve bu toplumsal tablonun doğal sonucu olan siyasi kadrolarla bu gerçekleştirilebilir mi? Bu soruya olumlu cevap verebilmek mümkün mü peki? Maalesef değil! ____________ (*) https://www.youtube.com/watch?v=FY2h99eXlW8 ------------------ 30 Mart 2026
Ekleme Tarihi: 30 Mart 2026 -Pazartesi

ÇÜRÜMÜŞ MALZEME İLE SAĞLAM BİNA YAPILAMAZ!

AK Parti’nin iktidar olduğu 24 yılın son 11-12 yılında Türkiye’de, giderek artan bir hızla onarımı ve telafisi mümkün olmayacak derecede, dehşetli bir toplumsal çözülme yaşanıyor. En başta İmam-Hatip Liseleri olmak üzere, Türk eğitim sisteminin yetiştirmekte olduğu gençlerde, neredeyse en küçük bir idealist belirti yok. İnsanlar, geçmişten ve aileden gelen bir alışkanlıkla “Müslüman” olduklarını söylüyorlar (daha doğrusu iddia ediyorlar); ancak, yaşantılarına bakıldığında neredeyse hiç kimsenin dinle-imanla filân bir alâkası yok! En başta dîni ve millî değerlerimiz olmak üzere, tarihimiz ve evrensel insanî değerler, saçma-sapan kamplara bölünmüş olan insanlar tarafından, birbirlerine karşı “saldırı ve çıkar temin etme malzemesi” olarak kullanılıyor.

Günümüzde, insanlar arasındaki ilişkilerin sadece tek bir öznesi kaldı, o da (çoğu zaman “para ve makam” olmak üzere)kişisel çıkar”. Eskiden toplumsal bütünlüğümüzün sağlanmasında büyük önemi ve etkileri olan aile bağları, dîni ve millî mensubiyet şuuru, dostluk/arkadaşlık, evrensel insani değerler vb. gibi ruhsal ve zihinsel temel donanımlar giderek yok oluyor! Sözde devleti yönetmekte olan siyasi ve bürokratik kadrolara bakıldığında ise, geleceğe dair herhangi bir şekilde ümit sahibi olmak mümkün değil.

Örneğin, şu son günlerde iç siyaset gündeminin başlıca konusu olan Adalet Bakanı Akın Gürlek’in malvarlığı meselesi. Yürürlükteki hukuk mevzuatımıza göre, devletin önemli makamlarına atanan kişilerin, belli bir süre içinde, o gün itibarı ile mevcut malvarlıklarını ve bu varlıklarının kaynaklarını açıklamaları zorunludur. Bakan Akın Gürlek de, göreve başladıktan sonra (yasal sürenin dolmasına birkaç saat kala), bir malvarlığı açıklaması yaptı. Halbuki, Gürlek bu açıklamasını yapmadan bir hafta kadar önce CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Akın Gürlek’in malvarlığının şaibeli olduğunu ve zamanı geldiğinde kendisinin açıklayacağını bildirmişti. Akın Gürlek buna rağmen, “kendi adına sadece 4 tapu kaydı olduğu” şeklinde, son derece sınırlı bir malvarlığı açıklaması yaptı ve bunları da, hakim olan eşiyle birlikte maaşları ile satın aldıklarını söyledi. CHP Genel Başkanı ise geçen 17 Mart günü, Akın Gürlek’in sahip olduğu (toplam değerleri 325,6 milyon lira) devasa bir gayrimenkul listesini (11 tane ultra lüks daire ve bir de deniz manzaralı arsa) ve Gürlek’in bakan olduktan sonra sattığı 4 ultra lüks daireyi (toplam değeri 126 milyon lira), tapu kayıtları ve ID numaralarıyla birlikte açıkladı(*). CHP ayrıca Cumhuriyet Savcılığına, Gürlek hakkında, malvarlığı ile ilgili yasal suç duyurusunda da bulundu; Akın Gürlek ise, hakkında asılsız iddialar ileri sürdüğü için, Özgür Özel aleyhine manevi tazminat davası açacağını bildirdi.

 

KİM NE KADAR DOĞRU VEYA YALAN KONUŞUYOR?

Bunun üzerine iktidar ve muhalefet cenahları arasında, ilginç bir şekilde, “Akın Gürlek’in malvarlığı tartışması” başladı ve başta klasik medya organları ve internet mecraları olmak üzere, kamuoyunda, o tartışma hâlen devam ediyor… Akın Gürlek’in ve iktidar cenahının bu konudaki tek dertleri, “bu bilgilerin ve tapu kayıtlarının”, Özgür Özel’e kimin tarafından iletildiği. İktidara göre, bu bilgilerin sorgulanması ve muhalefet liderine iletilmesi affı mümkün olmayacak derecede büyük bir suç! Çok ilginçtir ki, iktidar cenahından hiç kimse (yasal zorunluluk olduğu halde), Akın Gürlek’in, malvarlığının tamamını neden açıklamadığını merak etmiyor ve sormuyor! Tek dertleri, o bilgileri ve tapu kayıtlarını Özel’e kimin verdiği… Devletin tüm kurumları seferber edildi ve konuyla ilgili üç kişi belirlenerek gözaltına alındı, biri tutuklandı.

Evet, belki, devlet kurumlarında kayıtlı olan kişisel bilgileri izinsiz almak ve başkalarına vermek bir suç olabilir ve ilgililerine de gereken ceza verilmelidir; bu konuda kimsenin hiçbir itirazı olamaz! Ancak, ondan önce (hem de yasal zorunluluğa rağmen ve güya “Adalet Bakanı” sıfatı ile), Akın Gürlek’in bu bilgileri neden resmî olarak açıklamadığını sorgulamak ve Cumhuriyet Savcılığı tarafından, gerekli yasal işlemleri doğrudan başlatmak gerekmez miydi? Çünkü, Akın Gürlek, Özgür Özel’in açıkladığı gayrimenkullerin kendisine ait olmadığını söylemiyor; sadece, “kendi üzerine kayıtlı sadece dört gayrimenkul olduğunu” iddia ediyor!

Konuyla ilgili olarak yaptığı ilk açıklamalarında, Özgür Özel’in açıkladığı belgelerin gerçek olmadığını iddia eden Gürlek, geçen günler içinde bu ifadesinden hayli uzaklaştı ve o “sahte olduğunu iddia ettiği” belgeleri kimin deşifre ettiğini aramaya başladı. Eğer o belgeler gerçekten sahte ise, tapu müdürlüklerinde (merkezî tapu kayıt sisteminde), kendi üzerindeki tapuların sorgusunu yapan memurları neden arıyor? Demek ki, sistemde bu tapuların kayıtları var ve kendisinin iddia ettiği gibi, Özel’in açıkladığı belgeler sahte değil! Akın Gürlek 18 Mart’tan bu yana, bu tür meselelerin ayrıntılarını bilemeyecek sıradan insanların kafalarını karıştırma amaçlı siyasi demagoji yapmaya ve Adalet Bakanlığı koltuğunda, en küçük bir rahatsızlık duymadan, kemal-i afiyetle oturmaya devam ediyor. En küçük bir rahatsızlık duymuyor; çünkü, Erdoğan’ın bu tartışmada tamamen kendi tarafında yer alacağından son derece emin.

 

HİÇBİR KESİM, KENDİ YANDAŞINI HAKSIZ GÖRMÜYOR!

Aslında kamuoyunda, benzer şekilde ve bu düzeyde tartışılan pek çok örnek verilebilir; biz son günlerin konusu olması sebebiyle bu konuya değiniyoruz. Asıl maksadımız, Akın Gürlek’in malvarlığı ya da CHP Genel Başkanının yaptığı açıklamalarda taraf olmak değil. Tarih boyunca, günümüze kadar gelmiş tüm felsefî düşünce sistemlerinde istisnasız olarak ifade edilen şöyle bir ilke vardır: Konular, “önemli (ve çok daha önemli) ve önemsiz (ve çok daha önemsiz)” olarak, başlıca iki ana gruba ve bu gruplar da, kendi içlerinde, öncelik ve sonralık bakımından, ikişer derecelendirmeye tabidir. Bizim bu örneğimizde de, kişisel resmi kayıtları ifşa etmek önemli bir suçtur; ama, bahse konu malvarlığının tamamının açıklanmaması, çok daha önemli ve öncelikli bir suçtur. Bu durumda, Akın Gürlek hakkında hiçbir işlem yapmayan yargı sistemi, suçları buna kıyasla çok daha önemsiz olan memurları sorguluyor!

Böyle bir durumda, iktidar yanlısı kamuoyu, cansiperane bir şekilde Adalet Bakanı’nı savunmaya devam ediyor ve adamın yasa ihlali üzerinde zerre durmuyor. Aynı şekilde muhalefet yanlısı kamuoyu da, kişisel bilgileri izinsiz ve yasadışı bir yolla elde ederek, bunu o kişinin zararına olacak şekilde kullanma suçunu işleyen memurları suçlu olarak görmüyor! Yani, mesele neresinden tutulsa elde kalıyor. Her iki taraf da, kendi tarafındakinin suçunu görmezden geliyor ve hatta o suça destek de veriyor ve karşı tarafın haklı olabileceği hususları umursamıyor.

Halbuki, kamuoyunun sağduyusu, her türlü yanlış icraatı düzeltebilecek olan tek güçtür. İşte, biz ülke olarak, o büyük gücü ikiye bölmüş ve devlet idaresinde ve kamu kaynaklarının kullanılmasında bilerek ve planlı bir şekilde yapılmakta olan yanlış icraatlara destek anlamında birbirlerine zıt istikametlere sokmuş durumdayız. Yüce dinimiz ve millî kültürümüz, ne pahasına olursa olsun “hakkın yanında ve haksızlığın karşısında yer almamızı” emrettiği halde, kendine sözde Müslüman ve Türk diyen bu toplum, bu ilkeyi sürekli çiğniyor ve birileri de, bu toplumsal davranış üzerine menfaat çarklarını kurmaya ve işletmeye devam ediyor.

 

BU EGOİST VE ÇIKAR DÜŞKÜNÜ İNSANLAR NEREDEN GELDİ?

1980’lerden itibaren, devletin siyasi ve bürokratik kadroları üzerine çöreklenmeye başlayan nepotizmin (akraba ve yandaş kayırmacılığı) , ülkemizde bugün geldiği nokta, kahredici düzeydedir. O kadar ki, kamu kaynaklarının kullanımında, haksız bir şekilde akraba ve yandaş kayırmacılığı yapanları artık kimse umursamadığı gibi (yandaşlık durumuna göre), ayrıca toplumun bir yarısı destek de veriyor. Bu hastalık artık o derece dehşetli bir düzeye gelmiştir ki, bizim bundan nasıl kurtulabileceğimiz hususunda, artık bir fikir bile geliştirilemiyor.

Eğitim sistemimizin, çocuklarımıza ve gençlerimize, dîni, millî ve evrensel insanî değerleri ve bilimsel ve teknik nitelikleri ve becerileri kazandırmadığı, onları birer çıkar düşkünü haline getirdiği son derece açıktır. Halbuki eğitim sisteminin, çocukların ve gençlerin üretkenliklerini arttırıcı etkinlikte olması, onları yüksek ahlaka ve adalet duygusuna sahip insanlar olarak yetiştirmesi şarttır.

Biz, Türk Milleti olarak, son 25-30 yıldır giderek artan bir şekilde “ben merkezli (egoist)” ve “kişisel çıkar düşkünü” yeni nesillerle ne gibi gelecek hayalleri kurabiliriz? Aydınlarımızın ve devlet yönetimi (ve toplum) üzerinde doğrudan ya da dolaylı etkileri bulunan siyasi ve bürokratik kadrolarımızın bu meselelerde bir an önce ortak bir fikir etrafında buluşmaları ve birlikte bir gayret içine girmeleri gerekiyor. Peki, bugünün toplumsal ve bu toplumsal tablonun doğal sonucu olan siyasi kadrolarla bu gerçekleştirilebilir mi? Bu soruya olumlu cevap verebilmek mümkün mü peki? Maalesef değil!

____________

(*) https://www.youtube.com/watch?v=FY2h99eXlW8

------------------

30 Mart 2026

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve balikesirartihaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.