Ramazan Aydın
Köşe Yazarı
Ramazan Aydın
 

BUNLARIN TAMAMI, AYNI AMACA HİZMET EDİYOR!

Herhangi bir şeyin “aslı” varken, “taklidi” ilgi görmez! Bu kural, siyasette de aynen geçerlidir. İktidar partisini ve uygulamalarını eleştiren muhalefet partileri, ellerinde bulunan belediyelerde, eleştirdikleri tüm kusurlar, fazlası ile kendilerinde de mevcut. Bu durumda insanlar, oy verdikleri iktidar partilerinden hangi nedenlerle ayrılsınlar da, muhalefet partilerinden birine oy versinler? Bugün, adam kayırmacılıktan her türlü yolsuzluğa kadar, iktidar partisine yönelik eleştirilerine konu ettikleri davranışları, hâlen ellerindeki belediyelerde yapmakta olan sözde muhalefet partilerinin, iktidara geldiklerinde de aynı şekilde davranacakları bu derece açık iken, vatandaş AK Parti’den (ya da MHP’den) neden vazgeçsin de bunlara oy versin ki? Eğer bütün partiler, olumsuzluklar bakımından birbirlerine bu kadar benziyorlar ise, insanlar mevcut olanı kolay kolay terk etmezler. Bugün Türkiye’de insanlar, “yolsuzluk” ve “hırsızlık” dendiğinde akla ilk gelen partiden (ve siyasetçiden), işte bu nedenle vazgeçmiyorlar. Halkın muhalefet zannettiği partileri yöneten kadroların, bu durumu görmüyor olmaları düşünülemez! Onlar da gayet iyi biliyorlar ki, bu halk kendilerini hiçbir zaman iktidar yapmayacak. 2002’den bu yana, yapılan tüm milletvekilliği genel seçimlerinde, partilerin tamamı kendi yerlerini korumaya devam ediyorlar. İktidar partileri iktidarda, muhalefet partileri de muhalefetteki sabit yerlerinde duruyorlar; görünen o ki, herkes halinden son derece de memnun! Gelişmiş ülkelerde siyasi partiler, ülkelerine hizmet etmek için iktidara gelmek amacı ile kurulur. İktidara gelen parti ülkesine hizmet eder, muhalefette kalanlar da, halk adına iktidar partisinin uygulamalarını denetler, eleştirir ve halkı iktidarın olumsuzlukları hakkında bilgilendirir. Muhalefet partileri, ellerinde bulundurdukları yerel yönetimlerde, iktidar partisinin yaptıklarına benzer olumsuz icraatlar yapmazlar ve böylece halkın gözünde iktidar alternatifi haline gelirler. Son 24 yıllık deneyim göstermiştir ki, bugün Türkiye’de (partizanlar dışında) hiç kimse, en başta CHP olmak üzere, muhalefet partilerinden herhangi birinin “iktidar alternatifi” olduğunu düşünmüyor! Neden acaba?   BUNLARIN HEPSİ AYNI, AL BİRİNİ VUR DİĞERİNE 16 Mayıs 2023 tarihinde, Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimi’ni kazanan Cumhur İttifakı (AK Parti, MHP, BBP, YRP), tüm ülke kaynakları ve devlet imkanlarına yönelik, yandaş kayırma başta olmak üzere, her türlü yolsuzluğu ve suiistimali yapma yetkisini almış gibi görünüyor. Yaklaşık bir yıl sonra 31 Mart 2024 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde ise, çoğunlukla muhalefet partileri yerel kaynaklara yönelik olarak benzer şekilde yetki almış gibiler. Gazeteler, radyolar ve televizyonlar başta olmak üzere, internetteki sosyal medya mecraları, iktidar partilerinin ülke kaynakları ve ellerindeki belediyelerde ve aynı şekilde, muhalefetteki partilerin de ellerindeki belediyelerde yapmakta oldukları suiistimallere dair haberlerden geçilmiyor. Yani, Türk siyasetinde çeyrek yüzyıla yakın bir süredir, tam bir “al birini, vur diğerine” durumu yaşanıyor. Tabii bu arada, 2023’teki Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimi’nde Cumhur İttifakı’na oy veren halkın, 10 ay sonra ne oldu da, 2024’teki Mahalli İdareler Seçimleri’nde Millet İttifakı partilerine oy verdiğini anlamak da çok zor. Halbuki beklenti, yerel seçimlerde de, taraflar arasındaki oy dağılımının, genel seçimlerdeki gibi olacağı yönündeydi. Göründüğü kadarı ile topyekûn Türk siyasetinin tek ortak paydası, “kişisel çıkarlar”dır. Seçimlerden önce, “vatana ve millete hizmet” söylemleri ile mangallarda kül bırakmıyor olsalar da, seçimleri kazandıktan sonra, siyasi parti farkı olmaksızın, Türkiye’de, 2002 yılından bu yana (doğrudan ya da dolaylı yollardan), kişisel çıkar bağlamında, tüm siyasetçilerin davranışları birbirlerinin aynıdır. Dış güçlerce dayatılan ve ülkemize yönelik tamamen dış kaynaklı projeler kapsamında, iç kamuoyuna yönelik politikalarda da tüm partilerin aynı amaca hizmet ettikleri son derece açıktır. Örneğin, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, 23 Ekim 2024 tarihinde, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşma ile başlatılan ve adına “Terörsüz Türkiye” denen ihanet sürecinde, TBMM’deki tüm partilerin ortak hareket etmeleri şaşılacak bir durumdur. Millî meclisimiz, devletimizin “ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü”ne karşı yürütülen (dış kaynaklı ve destekli) siyasi faaliyetlerin merkezi haline getirilmiştir. TBMM’de üyesi bulunan tüm partilerin katıldıkları o ihanet komisyonuna İYİ Parti’nin katılmamasının, tamamen taktik bir gerekçesi vardır. Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik ihanet sürecini planlayan ve yürüten güçler, bu ihanet projesine karşı toplumda ortaya çıkabilecek tepkileri manipüle etme görevini İYİ Parti’ye vermiş gibi görünüyor. Eğer İYİ Parti de o ihanet komisyonuna katılmış olsaydı, toplumda ortaya çıkacak doğal muhalefete karşı (sürecin engel olmaması için) paratoner görevini yapacak siyasi bir kuruluş kalmamış olacaktı.   SİLAHLA OLMADI, SİYASETLE DENİYORLAR 1985 yılından bu yana yürütülen terör faaliyetleri ile Türkiye’den toprak koparmayı başaramayan ABD, İsrail ve İngiltere öncülüğündeki “batılı emperyalist blok”, Türk milletini ayakta uyutarak, siyasi operasyonlarla amaçlarına ulaşmaya çalışmaktadır. Halkın kahir ekseriyetinin, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğünden taviz vermeyeceği son derece açıktır. Bir taraftan, “Terörsüz Türkiye” denilerek, halkın, TBMM’deki ihanet komisyonuna üye veren partilerine oy veren kesimleri ayakta uyutulurken, diğer taraftan da, halkın bu projeye karşı çıkan kesimlerini konsolide etme görevini İYİ Parti üstleniyor. Zaman gösterecektir ki, bu ihanet projesine karşı, İYİ Parti’nin sahip çıkıyor göründüğü, şu anda hayli yüksek ve güçlü olan toplumsal tepkiler, giderek zayıflayacak ve zamanla iyice küçülerek marjinalleşecek. Böylece, ülkemiz ve milletimiz bölünecek, Allah korusun devletimiz parçalanacaktır. Ülkemizin, tam merkezinde yer aldığı Ortadoğu, sadece “zengin yer altı kaynakları” nedeniyle değil, doğu-batı ve kuzey-güney hareket eksenlerinin kesişiyor olması nedeniyle, dünyanın, jeopolitik önemi en yüksek olan bölgesidir. Karadeniz’den Kızıldeniz’e ve doğu Akdeniz’den Cebelitarık Boğazı’na kadar tüm bu bölge, Türkiye’den son derece kolay bir şekilde ve çok düşük bir maliyetle kontrol altında tutulabilir. Hal böyle olunca, böyle bir noktada “kendi başına inisiyatif kullanabilecek” derecede güçlü bir devletin varlığı, dış emperyalist güçlerin razı olabilecekleri bir durum değildir. Evet, Türkiye belki bugün tüm bu bölgeyi denetim altına alabilecek güçte ve yapıda bir devlet değildir; ancak, millî birliğini muhafaza edebildiği sürece, o güce ulaşabilme potansiyeli hayli güçlü olan bir devlettir. O nedenle, Türkiye o düzeye çıkmadan önce bölünmeli ve sürekli birbirleriyle çatışacak küçük uydu devletçikler haline getirilmelidir. Emperyalistlerin ülkemize yönelik nihai hedefleri budur. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) de, bu istikamette önemli bir aşamadır. Bugünün dünyasına büyük ölçüde hakim görünen, ABD, İsrail ve İngiltere öncülüğündeki batılı emperyalist blokun, küresel hakimiyetini güçlendirmesi ve bu hakimiyete engel teşkil edebilecek alternatif bir gücün ortaya çıkışını engelleyebilmesi, büyük ölçüde, Ortadoğu bölgesi üzerinde tam bir hakimiyet kurmalarına bağlıdır. Güçlü bir Türkiye ise, bu amacın önündeki en büyük engeldir. Emperyalistlerin bölgedeki jandarması ise, büyük bir ihtimalle, “Arz-ı Mev’ud (vaat edilmiş topraklar)” havucu peşinde koşmakta olan İsrail olacaktır. Doğu-batı hareket ekseninde, Türkiye’den sonraki en önemli ülke ise İran’dır. Aynı emperyalist blok, yine BOP kapsamında, bugün İsrail’i koçbaşı gibi kullanarak, İran’a askerî operasyon çekmektedir. ABD, her ne kadar Nahçivan’daki Zengezur Koridoru ile ilgili inisiyatifi ele geçirmiş olsa da, İran’a karşı bu hattın güvenliğini sağlamak hiç de kolay bir iş değildir. İran’ın Çin ve Rusya ile birlikte hareket edebilme ihtimali, batılı emperyalistler için tam bir kâbus anlamına geliyor. Türkiye’yi, siyasi ve ekonomik manipülasyonlarla neredeyse tamamen denetim altına alan batılı emperyalist blok, İran’ı askerî ve ekonomik operasyonlarla kontrol altına almaya çalışıyor.   GÖRÜNÜŞLERİ FARKLI, NİTELİKLERİ VE ÖZELLİKLERİ AYNI Türkiye’deki siyasi partilerin, icraat, kayırmacılık, yolsuzluk ve suiistimal konularında böylesine birbirlerine benze(til)meleri, halka yönelik palavradan söylemler dışında, birbirleri ile tamamen aynı yapılar halinde olmaları, yürürlükteki emperyalist proje icabıdır. Maalesef Türk Milleti bugün, kendisine karşı yürütülmekte olan küresel ve bölgesel projeler ile emperyalist tehditleri zamanından önce görerek, millî birlik ve bütünlüğü koruma amaçlı tedbirleri ortaya koyabilecek entelektüel kadrolardan yoksundur. Elbette, ülke ve millet olarak karşı karşıya bulunduğumuz tehditleri zamanında görebilen ve etkili tedbirler önerebilen aydınlarımız hiç yok değil (Örneğin İlber Ortaylı, Cihat Yaycı, İsmail Hakkı Aydın vb. gibi). Ne var ki, toplumda bu insanlara kulak verecek bir vasat yoktur. O nedenle, çok az sayıdaki bu aydınların varlıkları ve çabaları hiçbir işe yaramamaktadır. Çünkü, gerek devletin tüm stratejik mevkilerinde ve gerekse yerel yönetimlerde işbaşına getirilmiş olanlar, tamamen, yürürlükteki emperyalist projeye uygun karakterlerdir. Ümidimiz ve temennimiz odur ki, ülke ve millet olarak karşı karşıya bulunduğumuz tehditleri zamanında görebilen ve etkili tedbirler önerebilen aydınları bünyesine alan ve tüm emperyalist oyunları bozmaya kararlı bir siyasi kadro ortaya çıkar ve milletin de güvenini kazanarak, ülkemizin kaderini kurtarır. Aksi takdirde, bugün siyaset sahnesinde, emperyalistler tarafından kendilerine verilmiş olan rolleri oynamakta olan bu karakterlerle gidişat son derece vahimdir ve ülkemiz, giderek dönüşün mümkün olamayacağı bir noktaya doğru sürüklenmektedir. ___________­_ 02 Mart 2026
Ekleme Tarihi: 04 Mart 2026 -Çarşamba

BUNLARIN TAMAMI, AYNI AMACA HİZMET EDİYOR!

Herhangi bir şeyin “aslı” varken, “taklidi” ilgi görmez! Bu kural, siyasette de aynen geçerlidir. İktidar partisini ve uygulamalarını eleştiren muhalefet partileri, ellerinde bulunan belediyelerde, eleştirdikleri tüm kusurlar, fazlası ile kendilerinde de mevcut. Bu durumda insanlar, oy verdikleri iktidar partilerinden hangi nedenlerle ayrılsınlar da, muhalefet partilerinden birine oy versinler?

Bugün, adam kayırmacılıktan her türlü yolsuzluğa kadar, iktidar partisine yönelik eleştirilerine konu ettikleri davranışları, hâlen ellerindeki belediyelerde yapmakta olan sözde muhalefet partilerinin, iktidara geldiklerinde de aynı şekilde davranacakları bu derece açık iken, vatandaş AK Parti’den (ya da MHP’den) neden vazgeçsin de bunlara oy versin ki? Eğer bütün partiler, olumsuzluklar bakımından birbirlerine bu kadar benziyorlar ise, insanlar mevcut olanı kolay kolay terk etmezler. Bugün Türkiye’de insanlar, “yolsuzluk” ve “hırsızlık” dendiğinde akla ilk gelen partiden (ve siyasetçiden), işte bu nedenle vazgeçmiyorlar.

Halkın muhalefet zannettiği partileri yöneten kadroların, bu durumu görmüyor olmaları düşünülemez! Onlar da gayet iyi biliyorlar ki, bu halk kendilerini hiçbir zaman iktidar yapmayacak. 2002’den bu yana, yapılan tüm milletvekilliği genel seçimlerinde, partilerin tamamı kendi yerlerini korumaya devam ediyorlar. İktidar partileri iktidarda, muhalefet partileri de muhalefetteki sabit yerlerinde duruyorlar; görünen o ki, herkes halinden son derece de memnun!

Gelişmiş ülkelerde siyasi partiler, ülkelerine hizmet etmek için iktidara gelmek amacı ile kurulur. İktidara gelen parti ülkesine hizmet eder, muhalefette kalanlar da, halk adına iktidar partisinin uygulamalarını denetler, eleştirir ve halkı iktidarın olumsuzlukları hakkında bilgilendirir. Muhalefet partileri, ellerinde bulundurdukları yerel yönetimlerde, iktidar partisinin yaptıklarına benzer olumsuz icraatlar yapmazlar ve böylece halkın gözünde iktidar alternatifi haline gelirler. Son 24 yıllık deneyim göstermiştir ki, bugün Türkiye’de (partizanlar dışında) hiç kimse, en başta CHP olmak üzere, muhalefet partilerinden herhangi birinin “iktidar alternatifi” olduğunu düşünmüyor! Neden acaba?

 

BUNLARIN HEPSİ AYNI, AL BİRİNİ VUR DİĞERİNE

16 Mayıs 2023 tarihinde, Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimi’ni kazanan Cumhur İttifakı (AK Parti, MHP, BBP, YRP), tüm ülke kaynakları ve devlet imkanlarına yönelik, yandaş kayırma başta olmak üzere, her türlü yolsuzluğu ve suiistimali yapma yetkisini almış gibi görünüyor. Yaklaşık bir yıl sonra 31 Mart 2024 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde ise, çoğunlukla muhalefet partileri yerel kaynaklara yönelik olarak benzer şekilde yetki almış gibiler. Gazeteler, radyolar ve televizyonlar başta olmak üzere, internetteki sosyal medya mecraları, iktidar partilerinin ülke kaynakları ve ellerindeki belediyelerde ve aynı şekilde, muhalefetteki partilerin de ellerindeki belediyelerde yapmakta oldukları suiistimallere dair haberlerden geçilmiyor. Yani, Türk siyasetinde çeyrek yüzyıla yakın bir süredir, tam bir “al birini, vur diğerine” durumu yaşanıyor.

Tabii bu arada, 2023’teki Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimi’nde Cumhur İttifakı’na oy veren halkın, 10 ay sonra ne oldu da, 2024’teki Mahalli İdareler Seçimleri’nde Millet İttifakı partilerine oy verdiğini anlamak da çok zor. Halbuki beklenti, yerel seçimlerde de, taraflar arasındaki oy dağılımının, genel seçimlerdeki gibi olacağı yönündeydi.

Göründüğü kadarı ile topyekûn Türk siyasetinin tek ortak paydası, “kişisel çıkarlar”dır. Seçimlerden önce, “vatana ve millete hizmet” söylemleri ile mangallarda kül bırakmıyor olsalar da, seçimleri kazandıktan sonra, siyasi parti farkı olmaksızın, Türkiye’de, 2002 yılından bu yana (doğrudan ya da dolaylı yollardan), kişisel çıkar bağlamında, tüm siyasetçilerin davranışları birbirlerinin aynıdır.

Dış güçlerce dayatılan ve ülkemize yönelik tamamen dış kaynaklı projeler kapsamında, iç kamuoyuna yönelik politikalarda da tüm partilerin aynı amaca hizmet ettikleri son derece açıktır. Örneğin, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, 23 Ekim 2024 tarihinde, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşma ile başlatılan ve adına “Terörsüz Türkiye” denen ihanet sürecinde, TBMM’deki tüm partilerin ortak hareket etmeleri şaşılacak bir durumdur. Millî meclisimiz, devletimizin “ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü”ne karşı yürütülen (dış kaynaklı ve destekli) siyasi faaliyetlerin merkezi haline getirilmiştir. TBMM’de üyesi bulunan tüm partilerin katıldıkları o ihanet komisyonuna İYİ Parti’nin katılmamasının, tamamen taktik bir gerekçesi vardır. Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik ihanet sürecini planlayan ve yürüten güçler, bu ihanet projesine karşı toplumda ortaya çıkabilecek tepkileri manipüle etme görevini İYİ Parti’ye vermiş gibi görünüyor. Eğer İYİ Parti de o ihanet komisyonuna katılmış olsaydı, toplumda ortaya çıkacak doğal muhalefete karşı (sürecin engel olmaması için) paratoner görevini yapacak siyasi bir kuruluş kalmamış olacaktı.

 

SİLAHLA OLMADI, SİYASETLE DENİYORLAR

1985 yılından bu yana yürütülen terör faaliyetleri ile Türkiye’den toprak koparmayı başaramayan ABD, İsrail ve İngiltere öncülüğündeki “batılı emperyalist blok”, Türk milletini ayakta uyutarak, siyasi operasyonlarla amaçlarına ulaşmaya çalışmaktadır. Halkın kahir ekseriyetinin, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğünden taviz vermeyeceği son derece açıktır. Bir taraftan, “Terörsüz Türkiye” denilerek, halkın, TBMM’deki ihanet komisyonuna üye veren partilerine oy veren kesimleri ayakta uyutulurken, diğer taraftan da, halkın bu projeye karşı çıkan kesimlerini konsolide etme görevini İYİ Parti üstleniyor. Zaman gösterecektir ki, bu ihanet projesine karşı, İYİ Parti’nin sahip çıkıyor göründüğü, şu anda hayli yüksek ve güçlü olan toplumsal tepkiler, giderek zayıflayacak ve zamanla iyice küçülerek marjinalleşecek. Böylece, ülkemiz ve milletimiz bölünecek, Allah korusun devletimiz parçalanacaktır.

Ülkemizin, tam merkezinde yer aldığı Ortadoğu, sadece “zengin yer altı kaynakları” nedeniyle değil, doğu-batı ve kuzey-güney hareket eksenlerinin kesişiyor olması nedeniyle, dünyanın, jeopolitik önemi en yüksek olan bölgesidir. Karadeniz’den Kızıldeniz’e ve doğu Akdeniz’den Cebelitarık Boğazı’na kadar tüm bu bölge, Türkiye’den son derece kolay bir şekilde ve çok düşük bir maliyetle kontrol altında tutulabilir. Hal böyle olunca, böyle bir noktada “kendi başına inisiyatif kullanabilecek” derecede güçlü bir devletin varlığı, dış emperyalist güçlerin razı olabilecekleri bir durum değildir. Evet, Türkiye belki bugün tüm bu bölgeyi denetim altına alabilecek güçte ve yapıda bir devlet değildir; ancak, millî birliğini muhafaza edebildiği sürece, o güce ulaşabilme potansiyeli hayli güçlü olan bir devlettir. O nedenle, Türkiye o düzeye çıkmadan önce bölünmeli ve sürekli birbirleriyle çatışacak küçük uydu devletçikler haline getirilmelidir. Emperyalistlerin ülkemize yönelik nihai hedefleri budur. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) de, bu istikamette önemli bir aşamadır.

Bugünün dünyasına büyük ölçüde hakim görünen, ABD, İsrail ve İngiltere öncülüğündeki batılı emperyalist blokun, küresel hakimiyetini güçlendirmesi ve bu hakimiyete engel teşkil edebilecek alternatif bir gücün ortaya çıkışını engelleyebilmesi, büyük ölçüde, Ortadoğu bölgesi üzerinde tam bir hakimiyet kurmalarına bağlıdır. Güçlü bir Türkiye ise, bu amacın önündeki en büyük engeldir. Emperyalistlerin bölgedeki jandarması ise, büyük bir ihtimalle, “Arz-ı Mev’ud (vaat edilmiş topraklar)” havucu peşinde koşmakta olan İsrail olacaktır.

Doğu-batı hareket ekseninde, Türkiye’den sonraki en önemli ülke ise İran’dır. Aynı emperyalist blok, yine BOP kapsamında, bugün İsrail’i koçbaşı gibi kullanarak, İran’a askerî operasyon çekmektedir. ABD, her ne kadar Nahçivan’daki Zengezur Koridoru ile ilgili inisiyatifi ele geçirmiş olsa da, İran’a karşı bu hattın güvenliğini sağlamak hiç de kolay bir iş değildir. İran’ın Çin ve Rusya ile birlikte hareket edebilme ihtimali, batılı emperyalistler için tam bir kâbus anlamına geliyor. Türkiye’yi, siyasi ve ekonomik manipülasyonlarla neredeyse tamamen denetim altına alan batılı emperyalist blok, İran’ı askerî ve ekonomik operasyonlarla kontrol altına almaya çalışıyor.

 

GÖRÜNÜŞLERİ FARKLI, NİTELİKLERİ VE ÖZELLİKLERİ AYNI

Türkiye’deki siyasi partilerin, icraat, kayırmacılık, yolsuzluk ve suiistimal konularında böylesine birbirlerine benze(til)meleri, halka yönelik palavradan söylemler dışında, birbirleri ile tamamen aynı yapılar halinde olmaları, yürürlükteki emperyalist proje icabıdır. Maalesef Türk Milleti bugün, kendisine karşı yürütülmekte olan küresel ve bölgesel projeler ile emperyalist tehditleri zamanından önce görerek, millî birlik ve bütünlüğü koruma amaçlı tedbirleri ortaya koyabilecek entelektüel kadrolardan yoksundur. Elbette, ülke ve millet olarak karşı karşıya bulunduğumuz tehditleri zamanında görebilen ve etkili tedbirler önerebilen aydınlarımız hiç yok değil (Örneğin İlber Ortaylı, Cihat Yaycı, İsmail Hakkı Aydın vb. gibi). Ne var ki, toplumda bu insanlara kulak verecek bir vasat yoktur. O nedenle, çok az sayıdaki bu aydınların varlıkları ve çabaları hiçbir işe yaramamaktadır. Çünkü, gerek devletin tüm stratejik mevkilerinde ve gerekse yerel yönetimlerde işbaşına getirilmiş olanlar, tamamen, yürürlükteki emperyalist projeye uygun karakterlerdir.

Ümidimiz ve temennimiz odur ki, ülke ve millet olarak karşı karşıya bulunduğumuz tehditleri zamanında görebilen ve etkili tedbirler önerebilen aydınları bünyesine alan ve tüm emperyalist oyunları bozmaya kararlı bir siyasi kadro ortaya çıkar ve milletin de güvenini kazanarak, ülkemizin kaderini kurtarır. Aksi takdirde, bugün siyaset sahnesinde, emperyalistler tarafından kendilerine verilmiş olan rolleri oynamakta olan bu karakterlerle gidişat son derece vahimdir ve ülkemiz, giderek dönüşün mümkün olamayacağı bir noktaya doğru sürüklenmektedir.

___________­_

02 Mart 2026

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve balikesirartihaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.