Ramazan Aydın
Köşe Yazarı
Ramazan Aydın
 

BOP: ÇAĞIMIZIN “HAÇLI SEFERİ” PROJESİ

Türkiye kamuoyunda “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)” adıyla bilinen “Greater Middle East Partnership-GMEP (Geniş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Girişimi)” adlı proje, 2004 yılı Haziran ayında ABD’nin Georgia eyaletinde (Sea Island’da) gerçekleştirilen G-8 Zirvesi’ne (aslında G-7), ABD Başkanı George W. Bush yönetimi tarafından sunulmuş ve kabul edilmiştir(*). Sadece Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın “Demokratik Ortak” sıfatı ile davet edildiği o zirvede kabul edilen BOP, Türkiye’nin yanı sıra, Kuzey Afrika’dan Afganistan’a kadar (İran da dahil), halkları Müslüman olan, bölgedeki tüm Arap ülkelerini kapsayan (aslında “hedef alan”) bir tür çağdaş “Haçlı Seferi Projesi”dir. “ABD-İngiltere-İsrail Bloku” tarafından yürütülmekte olan bu projede (aslında, “en önemli hedef ülke” konumunda olan) Türkiye’nin başbakanına “Eşbaşkanlık görevi” verilmiş olması, akıllara zarar bir durumdur. Yani başbakanımız, Türkiye’nin üyesi olmadığı, uluslararası “gayrı resmi bir platformun görevlisi” olarak atanmıştır. Bulunduğu makam itibarı ile, yabancılar tarafından görevlendirilmesi onur kırıcı bir durum olduğu halde Erdoğan, bu görevden dolayı yıllarca övünmüştür. BOP’un asıl (en önemli) ve nihai amacı, “İsrail’in, bölge ülkeleri üzerinde, hakim bir güç haline getirilmesi”dir. Tüm G-8 ülkeleri tarafından desteklenen bu projede Türkiye, 22 yıldır yürürlükte olan bu emperyalist Haçlı Seferi’nde, batılı büyük güçlerin emrinde, alelade bir görevli konumuna düşürülmüştür.   BOP’UN TÜRKİYE ETABINDA, EN BÜYÜK ENGEL CHP Mİ? ABD tarafından kurdurulan AK Parti’nin iktidara ge(tiri)ldiği 2002 yılından bu yana, Türkiye’de meydana gelen her gelişmenin, muhakkak surette BOP açısından da değerlendirilmesi gerekiyor. En başta siyaset ve ekonomi olmak üzere hemen her alanda, Türkiye’de meydana gelen her gelişmenin/değişikliğin, BOP kapsamında yürütülen faaliyetlerin sonuçları olduğu göz ardı edilemez. AK Parti’nin (aslında sadece Erdoğan’ın) Türkiye siyasetinde gücünün korunması, BOP açısından ABD-İngiltere-İsrail Bloku için son derece büyük bir önem arz etmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı olma hedefi ve Özgür Özel’in Genel Başkan olması ile CHP’nin kamuoyu desteği bakımından AK Parti’nin önüne geçmesinin, BOP açısından “tehlikeli bir siyasi engel” anlamına geldiği gayet açıktır. Kendi meşruiyetini ABD Başkanı Donald Trump’tan almakta olan Erdoğan, 2025 Mahalli İdareler Seçimleri’nden bu yana, hızla iktidar basamaklarını tırmanmaya başlayan CHP’nin önünü kesmek zorundadır. Erdoğan (ve onu destekleyen BOP’un patronları) için CHP tehdidinin bertaraf edilmesi, bugünün en başta gelen meselesidir. Meşru ya da gayrı meşru, yasal ya da yasadışı, mümkün olan her yol ve yöntem kullanılacak ve CHP’nin iktidara yükselişi mutlaka önlenecektir. Erdoğan cephesinden bakıldığında, görünen manzara ve zaruret budur. Anayasa’nın 79. maddesine rağmen, alelade bir Asliye Hukuk Mahkemesi’nin “mutlak butlan kararı”, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararının üzerine çıkarılmaya çalışılıyor. 21 Mayıs’tan bu yana, CHP merkezli olarak ülke kamuoyunu meşgul eden meselenin özü budur. Bu karar yerinde ve meşru olsa bile, yeniden CHP’nin başına oturtulmaya çalışılan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin, olabildiğince kısa bir zaman içinde kurultayı toplamak dışında, “göreve devam etmek (yani partiyi yönetmek)” gibi bir imkanları yoktur. Çünkü, Kılıçdaroğlu yönetimi, 37. Olağan Kurultay’da almış oldukları normal görev süresini doldurmuş ve CHP’yi 38. Olağan Kurultay’a götürmüştür. Halihazırda, mutlak butlan kararı ile 38. Olağan Kurultay (ve bilahare yapılan olağanüstü Kurultaylar) geçersiz sayıldığından bugün artık, “kurultayın yenilenmesi” işinden başka, CHP adına yapılabilecek hiçbir iş yoktur.   HER ŞEYE RAĞMEN, KAMUOYUNUN CHP’YE VERDİĞİ DESTEK DEVAM EDİYOR! CHP’nin 38. Kurultay Delegeleri ile Kemal Kılıçdaroğlu yönetimine (Parti Meclisi, MYK vb. gibi) yönelik araştırmalarda, yapılacak yeni bir kurultayda, Özgür Özel’in yeniden Genel Başkan seçileceği anlaşılıyor. Bu durumda, başta CHP tabanı olmak üzere tüm halk (yanında marabası, traktörüyle kasabaya giden ve dönen ağa fıkrasında olduğu gibi), “Madem aynı sonuç elde edilecekti, bunca kavga-gürültü neden yapıldı?” diye sormayacak mı? Öte yandan, 21 Mayıs’tan bu yana tüm olup-bitenlerden sonra yapılan en son tarafsız kamuoyu araştırmalarında CHP (ve İmamoğlu da) hâlâ, AK Parti’nin (ve Erdoğan’ın) 10 ilâ 14 puan önünde çıkıyor. Mutlak butlan tartışmaları ve yaşananlar, CHP’nin kamuoyu desteğinin (zayıflamak bir yana), açık bir şekilde birkaç puan yükseldiğini gösteriyor. CHP ve İmamoğlu konusunda “yargı sopası” da işe yaramayacak gibi görünüyor! Bu durum doğal olarak, Erdoğan ve AK Parti yönetim kadroları ile başta “yandaş basın” ve “beşli çete” denilen müteahhit şirketler olmak üzere, 24 yıldır iktidar tarafından beslenmekte olan kesimler ile başta “yargı” olmak üzere, tüm “iktidar bürokrasisi” için çok büyük bir risk oluşturuyor. Eğer bir şekilde bu CHP darmadağın edilemez ise, muhtemel bir CHP iktidarı ihtimali, 24 yıldır AK Parti iktidarının beslemekte olduğu kesimler için, son derece karanlık günlerin başlaması anlamına geliyor. O nedenle, ne yapılacak ve ne edilecek (meşru ya da gayrı meşru, yasal ya da yasadışı), akla gelebilen her yol denenecek ve Erdoğan tarafından CHP bertaraf edilecektir. Bunun aksini düşünmek, Erdoğan ve çevresi için asla düşünülebilecek bir şey değildir. Birkaç istisna dışında, şimdilik meseleye mesafeli durmakta olan, AK Parti ve MHP dışında kalan partilerin zamanla nasıl bir pozisyon alacakları belirsizliğini koruyor. Eğer bu partiler, “CHP’ye yönelik operasyonel girişimlerin karşısında durmak” gibi bir pozisyon alırlarsa, Türkiye siyasetindeki mevcut tablo ve AK Parti’nin inisiyatifinde görünen gidişat, son derece radikal bir şekilde değişecektir.   TÜRKİYE, BARRACK’I NEDEN SINIRDIŞI ETMİYOR? ABD tarafından kur(dur)ulan AK Parti ve 24 yıldır ABD’nin bölge politikaları için en yararlı siyasi karakter olarak görülen Erdoğan’ın yerini ve gücünü koruması için neler yapılabileceği merak konusudur. Müstemleke Valisi tavırları ile Türkiye’ye rol biçmekte olan ABD Ankara Büyükelçisi ve Trump’ın halihazırda Suriye ve Irak Temsilcisi olan Thomas Joseph Barrack’ın, “2025 Concordia Zirvesi” kapsamında, 24 Eylül 2025 tarihinde (yani, Beyaz Saray’da Trump-Erdoğan görüşmesinden bir gün önce) New York’ta düzenlenen “Diplomasi Sesleri: Amerika’nın Dünyadaki Rolünü Şekillendirmek” adlı panelde, “Başkan Trump Erdoğan’a meşruiyet verecek” ifadesinin, gerçekte ne anlama geldiği de anlaşılacaktır. O günden bu yana Türkiye’de hiç kimse, “Yabancı bir devlet başkanı, Türkiye’nin Cumhurbaşkanına neyin meşruiyetini verecek?” diye merak etmedi, sorgulamadı! Barrack, ülkesinin Ankara Büyükelçisi olarak atandığı günden bu yana, sürekli olarak Türkiye’nin iç işlerine müdahale anlamına gelecek şekildeki konuşmalarında dozu giderek arttırmaya devam ediyor. Normal şartlar altında bu adamın çoktan ülkeden kovulması gerekirdi; ama görünen o ki, AK Parti iktidarı bu adamın, kendi inisiyatiflerine yönelik mütecaviz konuşmalarından zerre rahatsızlık duymuyor!.. Eğer bugün CHP içinden, herkesin sözünü dinleyeceği güçlü bir ses (yani, bir “ağabey”) çıkmaz da (mutlak butlan kararıyla yapılmak istenildiği gibi) parti gerçekten bölünürse, en azından yakın gelecekte ve orta vadede, topyekun Türkiye siyasetinin Türk Milletine ve ülkesine yararlı hizmetler yapması ihtimali kalmayacaktır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2023 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri’nde CHP’ye yaşattığı hezimetten sadece dokuz buçuk ay sonra, 2024 Mahalli İdareler Seçimlerinde, başta Balıkesir olmak üzere, AK Parti’yi ülke genelinde sandıklara gömen Özgür Özel yönetimine karşı sürdürmekte olduğu tavrı, CHP’nin kurumsal kimliği açısından anlayabilmek mümkün değildir.   BALIKESİR’DEN BEKLENEN Bu kaotik süreçte, Balıkesirliler olarak nasıl bir sınav vereceğimiz hususunda, aramızda somut bir fikri olan kimse var mı? I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Mondros Mütarekesi (30.10.1918) ile başlayan o karanlık günlerde, Kuva-yı Milliye hareketiyle gösterdiği milli performansı, acaba bugünün Balıkesir’i de gösterebilecek mi? Bu konuda ne kadar olumlu düşünmeye çalışsak da, ümitlerimizi besleyecek türden, gözle görülebilecek hiçbir belirti maalesef yok! Doğal olarak, bu konuda bütün gözler, başta CHP İl Başkanı Erden Köybaşı ve Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın olmak üzere, tüm ilçe başkanları ile ilçe belediye başkanlarındadır. Ümidimiz ve beklentimiz odur ki, tüm bu kadro, azami derecede bir birlik içinde hareket etsin ve sadece Balıkesir adına değil, tüm ülke siyasetinin selameti bakımından üzerlerine düşen görevi yapsın. Ne var ki, CHP içinde siyaset yapmakta olan belli başlı tanınmış isimlerin, hiçbir hal ve şart altında bir araya gelmeleri pek de mümkün görünmüyor! İşte tam da böyle bir durumda ortaya konacak birlik ve beraberlik davranışının, kamuoyu üzerinde, tahmin edilenin çok ötesinde olumlu etkileri olacaktır. 1919’da Milli Mücadele’yi başlatan, 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ve nihayet 1923’te de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuş olan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin devamı olan Cumhuriyet Halk Partisi’nden, basit ve ucuz (ve hatta çoğu zaman aşağılık) kişisel hesapların ötesinde, “vatanın ve milletin geleceğini kurtarma” adına, kendi kuruluş yıllarında, dedeleri tarafından gösterilen performansı, Türk Milleti bugün bir kere daha bekliyor… _______________   (*) G-8 Ülkeleri: 1975 yılında, “ABD, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya ve Japonya” tarafından, ilk olarak G-6 olarak kuruldu. Bir yıl sonra, Kanada’nın katılımı ile grubun adı G-7 oldu. 1997 yılında Rusya da gruba katılarak, G-8 adını aldı; ancak, 2014 yılında Kırım’ı işgal etmesi üzerine Rusya gruptan çıkarıldı ve üye sayısı tekrardan 7’ye düştü. --------------------- 08 Haziran 2026
Ekleme Tarihi: 08 Haziran 2026 -Pazartesi

BOP: ÇAĞIMIZIN “HAÇLI SEFERİ” PROJESİ

Türkiye kamuoyunda “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)” adıyla bilinen “Greater Middle East Partnership-GMEP (Geniş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Girişimi)” adlı proje, 2004 yılı Haziran ayında ABD’nin Georgia eyaletinde (Sea Island’da) gerçekleştirilen G-8 Zirvesi’ne (aslında G-7), ABD Başkanı George W. Bush yönetimi tarafından sunulmuş ve kabul edilmiştir(*). Sadece Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın “Demokratik Ortak” sıfatı ile davet edildiği o zirvede kabul edilen BOP, Türkiye’nin yanı sıra, Kuzey Afrika’dan Afganistan’a kadar (İran da dahil), halkları Müslüman olan, bölgedeki tüm Arap ülkelerini kapsayan (aslında “hedef alan”) bir tür çağdaş “Haçlı Seferi Projesi”dir.

“ABD-İngiltere-İsrail Bloku” tarafından yürütülmekte olan bu projede (aslında, “en önemli hedef ülke” konumunda olan) Türkiye’nin başbakanına “Eşbaşkanlık görevi” verilmiş olması, akıllara zarar bir durumdur. Yani başbakanımız, Türkiye’nin üyesi olmadığı, uluslararası “gayrı resmi bir platformun görevlisi” olarak atanmıştır. Bulunduğu makam itibarı ile, yabancılar tarafından görevlendirilmesi onur kırıcı bir durum olduğu halde Erdoğan, bu görevden dolayı yıllarca övünmüştür. BOP’un asıl (en önemli) ve nihai amacı,İsrail’in, bölge ülkeleri üzerinde, hakim bir güç haline getirilmesidir. Tüm G-8 ülkeleri tarafından desteklenen bu projede Türkiye, 22 yıldır yürürlükte olan bu emperyalist Haçlı Seferi’nde, batılı büyük güçlerin emrinde, alelade bir görevli konumuna düşürülmüştür.

 

BOP’UN TÜRKİYE ETABINDA, EN BÜYÜK ENGEL CHP Mİ?

ABD tarafından kurdurulan AK Parti’nin iktidara ge(tiri)ldiği 2002 yılından bu yana, Türkiye’de meydana gelen her gelişmenin, muhakkak surette BOP açısından da değerlendirilmesi gerekiyor. En başta siyaset ve ekonomi olmak üzere hemen her alanda, Türkiye’de meydana gelen her gelişmenin/değişikliğin, BOP kapsamında yürütülen faaliyetlerin sonuçları olduğu göz ardı edilemez. AK Parti’nin (aslında sadece Erdoğan’ın) Türkiye siyasetinde gücünün korunması, BOP açısından ABD-İngiltere-İsrail Bloku için son derece büyük bir önem arz etmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı olma hedefi ve Özgür Özel’in Genel Başkan olması ile CHP’nin kamuoyu desteği bakımından AK Parti’nin önüne geçmesinin, BOP açısından “tehlikeli bir siyasi engel” anlamına geldiği gayet açıktır.

Kendi meşruiyetini ABD Başkanı Donald Trump’tan almakta olan Erdoğan, 2025 Mahalli İdareler Seçimleri’nden bu yana, hızla iktidar basamaklarını tırmanmaya başlayan CHP’nin önünü kesmek zorundadır. Erdoğan (ve onu destekleyen BOP’un patronları) için CHP tehdidinin bertaraf edilmesi, bugünün en başta gelen meselesidir. Meşru ya da gayrı meşru, yasal ya da yasadışı, mümkün olan her yol ve yöntem kullanılacak ve CHP’nin iktidara yükselişi mutlaka önlenecektir. Erdoğan cephesinden bakıldığında, görünen manzara ve zaruret budur.

Anayasa’nın 79. maddesine rağmen, alelade bir Asliye Hukuk Mahkemesi’nin “mutlak butlan kararı”, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararının üzerine çıkarılmaya çalışılıyor. 21 Mayıs’tan bu yana, CHP merkezli olarak ülke kamuoyunu meşgul eden meselenin özü budur. Bu karar yerinde ve meşru olsa bile, yeniden CHP’nin başına oturtulmaya çalışılan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin, olabildiğince kısa bir zaman içinde kurultayı toplamak dışında, “göreve devam etmek (yani partiyi yönetmek)” gibi bir imkanları yoktur. Çünkü, Kılıçdaroğlu yönetimi, 37. Olağan Kurultay’da almış oldukları normal görev süresini doldurmuş ve CHP’yi 38. Olağan Kurultay’a götürmüştür. Halihazırda, mutlak butlan kararı ile 38. Olağan Kurultay (ve bilahare yapılan olağanüstü Kurultaylar) geçersiz sayıldığından bugün artık, “kurultayın yenilenmesi” işinden başka, CHP adına yapılabilecek hiçbir iş yoktur.

 

HER ŞEYE RAĞMEN, KAMUOYUNUN CHP’YE VERDİĞİ DESTEK DEVAM EDİYOR!

CHP’nin 38. Kurultay Delegeleri ile Kemal Kılıçdaroğlu yönetimine (Parti Meclisi, MYK vb. gibi) yönelik araştırmalarda, yapılacak yeni bir kurultayda, Özgür Özel’in yeniden Genel Başkan seçileceği anlaşılıyor. Bu durumda, başta CHP tabanı olmak üzere tüm halk (yanında marabası, traktörüyle kasabaya giden ve dönen ağa fıkrasında olduğu gibi), “Madem aynı sonuç elde edilecekti, bunca kavga-gürültü neden yapıldı?” diye sormayacak mı?

Öte yandan, 21 Mayıs’tan bu yana tüm olup-bitenlerden sonra yapılan en son tarafsız kamuoyu araştırmalarında CHP (ve İmamoğlu da) hâlâ, AK Parti’nin (ve Erdoğan’ın) 10 ilâ 14 puan önünde çıkıyor. Mutlak butlan tartışmaları ve yaşananlar, CHP’nin kamuoyu desteğinin (zayıflamak bir yana), açık bir şekilde birkaç puan yükseldiğini gösteriyor. CHP ve İmamoğlu konusunda “yargı sopası” da işe yaramayacak gibi görünüyor! Bu durum doğal olarak, Erdoğan ve AK Parti yönetim kadroları ile başta “yandaş basın” ve “beşli çete” denilen müteahhit şirketler olmak üzere, 24 yıldır iktidar tarafından beslenmekte olan kesimler ile başta “yargı” olmak üzere, tüm “iktidar bürokrasisi” için çok büyük bir risk oluşturuyor.

Eğer bir şekilde bu CHP darmadağın edilemez ise, muhtemel bir CHP iktidarı ihtimali, 24 yıldır AK Parti iktidarının beslemekte olduğu kesimler için, son derece karanlık günlerin başlaması anlamına geliyor. O nedenle, ne yapılacak ve ne edilecek (meşru ya da gayrı meşru, yasal ya da yasadışı), akla gelebilen her yol denenecek ve Erdoğan tarafından CHP bertaraf edilecektir. Bunun aksini düşünmek, Erdoğan ve çevresi için asla düşünülebilecek bir şey değildir. Birkaç istisna dışında, şimdilik meseleye mesafeli durmakta olan, AK Parti ve MHP dışında kalan partilerin zamanla nasıl bir pozisyon alacakları belirsizliğini koruyor. Eğer bu partiler, “CHP’ye yönelik operasyonel girişimlerin karşısında durmak” gibi bir pozisyon alırlarsa, Türkiye siyasetindeki mevcut tablo ve AK Parti’nin inisiyatifinde görünen gidişat, son derece radikal bir şekilde değişecektir.

 

TÜRKİYE, BARRACK’I NEDEN SINIRDIŞI ETMİYOR?

ABD tarafından kur(dur)ulan AK Parti ve 24 yıldır ABD’nin bölge politikaları için en yararlı siyasi karakter olarak görülen Erdoğan’ın yerini ve gücünü koruması için neler yapılabileceği merak konusudur. Müstemleke Valisi tavırları ile Türkiye’ye rol biçmekte olan ABD Ankara Büyükelçisi ve Trump’ın halihazırda Suriye ve Irak Temsilcisi olan Thomas Joseph Barrack’ın, “2025 Concordia Zirvesi” kapsamında, 24 Eylül 2025 tarihinde (yani, Beyaz Saray’da Trump-Erdoğan görüşmesinden bir gün önce) New York’ta düzenlenen “Diplomasi Sesleri: Amerika’nın Dünyadaki Rolünü Şekillendirmek” adlı panelde, “Başkan Trump Erdoğan’a meşruiyet verecek” ifadesinin, gerçekte ne anlama geldiği de anlaşılacaktır. O günden bu yana Türkiye’de hiç kimse, “Yabancı bir devlet başkanı, Türkiye’nin Cumhurbaşkanına neyin meşruiyetini verecek?” diye merak etmedi, sorgulamadı!

Barrack, ülkesinin Ankara Büyükelçisi olarak atandığı günden bu yana, sürekli olarak Türkiye’nin iç işlerine müdahale anlamına gelecek şekildeki konuşmalarında dozu giderek arttırmaya devam ediyor. Normal şartlar altında bu adamın çoktan ülkeden kovulması gerekirdi; ama görünen o ki, AK Parti iktidarı bu adamın, kendi inisiyatiflerine yönelik mütecaviz konuşmalarından zerre rahatsızlık duymuyor!..

Eğer bugün CHP içinden, herkesin sözünü dinleyeceği güçlü bir ses (yani, bir “ağabey”) çıkmaz da (mutlak butlan kararıyla yapılmak istenildiği gibi) parti gerçekten bölünürse, en azından yakın gelecekte ve orta vadede, topyekun Türkiye siyasetinin Türk Milletine ve ülkesine yararlı hizmetler yapması ihtimali kalmayacaktır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2023 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri’nde CHP’ye yaşattığı hezimetten sadece dokuz buçuk ay sonra, 2024 Mahalli İdareler Seçimlerinde, başta Balıkesir olmak üzere, AK Parti’yi ülke genelinde sandıklara gömen Özgür Özel yönetimine karşı sürdürmekte olduğu tavrı, CHP’nin kurumsal kimliği açısından anlayabilmek mümkün değildir.

 

BALIKESİR’DEN BEKLENEN

Bu kaotik süreçte, Balıkesirliler olarak nasıl bir sınav vereceğimiz hususunda, aramızda somut bir fikri olan kimse var mı? I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Mondros Mütarekesi (30.10.1918) ile başlayan o karanlık günlerde, Kuva-yı Milliye hareketiyle gösterdiği milli performansı, acaba bugünün Balıkesir’i de gösterebilecek mi? Bu konuda ne kadar olumlu düşünmeye çalışsak da, ümitlerimizi besleyecek türden, gözle görülebilecek hiçbir belirti maalesef yok! Doğal olarak, bu konuda bütün gözler, başta CHP İl Başkanı Erden Köybaşı ve Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın olmak üzere, tüm ilçe başkanları ile ilçe belediye başkanlarındadır. Ümidimiz ve beklentimiz odur ki, tüm bu kadro, azami derecede bir birlik içinde hareket etsin ve sadece Balıkesir adına değil, tüm ülke siyasetinin selameti bakımından üzerlerine düşen görevi yapsın. Ne var ki, CHP içinde siyaset yapmakta olan belli başlı tanınmış isimlerin, hiçbir hal ve şart altında bir araya gelmeleri pek de mümkün görünmüyor! İşte tam da böyle bir durumda ortaya konacak birlik ve beraberlik davranışının, kamuoyu üzerinde, tahmin edilenin çok ötesinde olumlu etkileri olacaktır.

1919’da Milli Mücadele’yi başlatan, 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ve nihayet 1923’te de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuş olan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin devamı olan Cumhuriyet Halk Partisi’nden, basit ve ucuz (ve hatta çoğu zaman aşağılık) kişisel hesapların ötesinde, “vatanın ve milletin geleceğini kurtarma” adına, kendi kuruluş yıllarında, dedeleri tarafından gösterilen performansı, Türk Milleti bugün bir kere daha bekliyor…

_______________

  (*) G-8 Ülkeleri: 1975 yılında, “ABD, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya ve Japonya” tarafından, ilk olarak G-6 olarak kuruldu. Bir yıl sonra, Kanada’nın katılımı ile grubun adı G-7 oldu. 1997 yılında Rusya da gruba katılarak, G-8 adını aldı; ancak, 2014 yılında Kırım’ı işgal etmesi üzerine Rusya gruptan çıkarıldı ve üye sayısı tekrardan 7’ye düştü.

---------------------

08 Haziran 2026

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve balikesirartihaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.