Balıkesir ili, bilindiği üzere, 06.12.2008 tarihli ve 27076 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6360 sayılı “On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun Hükmünde Karanamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”la, mevcut 18 ilçeye ilaveten kurulan iki merkez ilçe (Altıeylül ve Karesi) ile “Büyükşehir Belediyesi” (ve 930’u aşkın “köy”ü de, “mahalle”) statüsüne alınmıştır.
Böylece, il ve ilçe merkezlerindeki mahallelere sadece “mahalle”, köylere de “kırsal mahalle” denmeye başlanmıştır. Daha önce, 18.03.1924 tarih ve 442 sayılı “Köy Kanunu”na göre, özel bütçeleri, köy tüzel kişiliğine ait (menkul ve gayrimenkul) mal varlıkları ile “nikah kıymak” ve “salma” adı altında köylüden para toplama dahil, hayli geniş yetkileri olan “Köy Muhtarları” tarafından yönetilen köyler, evrak takibi dışında, bugün hiçbir yönetsel yetkileri bulunmayan “mahalle muhtarları” tarafından yönetiliyor (daha doğrusu, resmi makamlar nezdinde temsil ediliyor).
BÜYÜKŞEHİR STATÜSÜ, KÖYLER AÇISINDAN NE GETİRDİ VE GÖTÜRDÜ?
Büyükşehir statüsü geldikten sonra, köy tüzel kişiliklerine ait tüm mal varlıkları, Büyükşehir ve/veya bağlı oldukları ilçe belediyelerine devredildi. Kısacası, köylerin kendi ihtiyaçlarına için kullanılan malvarlıklarına, belediyeler tarafından el konuldu. Hemen ardından, rant potansiyeli bulunan köylere ait gayrimenkullerin pek çoğu, belediyeler tarafından satılmaya başlandı. Eskiden muhtarların yönetiminde ve öncülüğünde, köylüler tarafından yapılmakta olan, yerleşim birimindeki tüm ortak hizmetler, bugün belediyeler tarafından üstlenilmiş bulunuyor. Böylece, Büyükşehir Belediyesi döneminden önce, köylerinin tüm ortak işlerini kendileri yapmakta olan köylüler (yasal yetki ve yükümlülük nedeniyle), bugün artık hemen her konuda belediyelere bağımlı hale getirildiler Artık öyle, imece ile filan, kendi işlerini kendilerinin yapmaları mümkün değil.
Daha önce, içme suyu ve kanalizasyon şebekeleri tamamen köylüler tarafından gerçekleştirilen köylerdeki evlere, BASKİ gitti ve su sayaçları bağladı. Halbuki, o su ve kanalizasyon şebekelerinin kahir ekseriyetinin yapımlarında, BASKİ’nin (ya da YSE, Köy Hizmetleri vb. gibi, bir başka devlet kurumunun) zerre katkısı yoktur. Örneğin, merkez Karesi ilçesine bağlı Armutalan köyünde, hem içme suyu ve hem de kanalizasyon şebekeleri, büyükşehir olmadan 40-45 yıl önce, tamamen köylüler tarafından gerçekleştirilmiştir.
1928 yılında ilkokul (iki katlı 3 sınıflı ve idari odaları olan taş bina), 1968 yılında Ortaokul ve Köy Halk Kütüphanesi (iki katlı betonarme bina ve 11 bin cilt kitap), 60 yataklı ortaokul öğrenci yurdu (iki katlı betonarme bina), köy camisi (kubbeli ve taş minaresi olan betonarme bina) köy içinde birleşen iki dere üzerindeki ikisi taş yapı, ikisi betonarme olan dört adet köprüyü, düzenli ve doğal taş döşeme köy içi yollarını vb. gibi pek çok işi kendileri yapan Armutalan’da, 2019 yılına kadar hiçbir devlet kuruluşu tarafından çakılan tek bir çivi yoktur. Armutalan’a ilk defa (ve sadece), 2019 yılında Karesi Belediye Başkanı seçilen Dinçer Orkan döneminde, iki katlı modern Köy Kültür Merkezi binası yapılmıştır. Balıkesir’in Büyükşehir statüsüne alındığı tarihten bu yana Armutalanlılar, artık ortak hiçbir işlerini kendileri yap(a)mıyor, belediye ne kadar yaparsa onunla yetiniyor! Çünkü, muhtarın imeceyle köylülere iş yaptırma gibi bir yetkisi ve elinde tek kuruşluk bütçe yok!
ÜRÜN MİKTARI VE KALİTE YÜKSEK, AMA TEK BİR MARKA YOK!
Büyükşehir statüsünden, köylerdeki hayatın ne derece olumlu (ya da olumsuz) etkilendiği hususunun, ciddi anlamda incelenmesi ve tartışılması gerekiyor. Büyükşehir olmanın yanı sıra, AK Parti iktidarının izlemekte olduğu tarım ve hayvancılık politikaları da, köylerdeki üretkenliği son dere olumsuz etkilemiş ve kırsal üretimi büyük ölçüde zayıflatmıştır. Yirmi dört yıl öncesine kadar, beslenme problemini tamamen iç üretimle karşılamakta olan Türkiye, gerçekleştirdiği sebze ve meyve ihracatı ile dikkat çekerken, son 20 yıldır, dışarıdan çeşitli tarımsal ve hayvancılık ürünleri ithal etmek zorunda kalıyor. Yüzölçümü, yaklaşık olarak bizim Konya (38,87 km kare) ilimiz kadar olan Hollanda (41,86 km kare), tarım ve hayvancılık ürünleri ihracatında dünya lideri konumundayken Türkiye Brezilya, Arjantin, Sırbistan, Macaristan vb. gibi ülkelerden tarımsal ürünler ile canlı hayvan ve et ithal ediyor.
Türkiye’nin en zengin tarımsal üretim ve hayvancılık potansiyeline sahip ili olan Balıkesir’in, ülke çapında tek bir tane bile gıda markasının olmaması, fevkalade düşündürücü bir meseledir. Son derece yüksek kalitede zeytin ve zeytinyağı üretme imkanı bulunan Balıkesir’de, lezzet ve yüksek kalite bakımından markalaşma çabalarının olmaması fevkalade ilginç bir durumdur. Dökme olarak ve olabildiğince ucuz bir fiyatla almakta oldukları Balıkesir zeytinyağını tankerlerle ülkelerine götürmekte olan İspanyollar, İtalyanlar ve Yunanlılar, bizim yağlarımızla kendilerine dünya markaları yaratarak, olabildiğince yüksek fiyatlarla satarken, biz bu durumu seyretmekten başka bir şey yapmıyoruz.
Haydi, “üreticilerimizde ve tarımsal ve hayvancılık ürünlerimizin ticaretini yapmakta olan iş insanlarımızda, bir Türkiye markası çıkaracak vizyon ve kabiliyet yok” diyelim; peki, karşılarında 3-5 kişi gördüklerinde ağızlarını yaya yaya konuşmaktan ve birbirlerinin arkalarından dolap çevirmekten başka, kayda değer herhangi bir çalışmalarını görmediğimiz, Balıkesir’in sözde siyasetçileri gerçekte ne iş yaparlar? Yıllardır, birkaç hastane ve okul binası dışında, Balıkesir’de gözle görülür yatırım faaliyetlerinin de olmadığı, üniversite hastanesi ek binaları ve Sağlık Bilimleri Fakültesi binası gibi, yıllar önce başlatılan bazı yatırımların, on yılı aşkın bir zamandan beri hiçbir hareket olmaksızın beklemekte olduğu düşünülecek olursa, Balıkesir’in devlet yatırımlarından böylesine nasipsiz kalması ne ile izah edilebilir?
ÜNİVERSİTE İLE İLGİLENEN KİMSE VAR MI?
Ankara’daki siyasilerle olan yakın ilişkileri bilinen Balıkesir Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Yücel Oğurlu’nun döneminde, üniversitedeki yarım kalmış inşaatları tamamlanması beklenirken, rektörün görev süresinin bitimine bir buçuk yıl gibi az bir zaman kalmış olmasına rağmen, herhangi bir gelişmenin olmaması, düşündürücü bir durumdur. Hayırseverler tarafından yapılan bağışlarla yapımlarına başlanan hastane binalarının tamamlanmaları için ödenek temin edilemediğinden, inşaatlar öylece yıllardır mevsim şartlarına terk edilmiş olarak bekliyor.
Daha ilk kuruluşunda 150 yataklı olarak projelendirilen üniversite hastanesinin, tıp eğitimi için yeterli olmayacağı bilindiği halde, YÖK’ten gelen heyet üyeleri, 2009-20010 Eğitim Öğretim Yılı’nda Balıkesir Tıp Fakültesi’ne öğrenci alınmasına (iki yıl sonra da “tıpta uzmanlık eğitimi”ne) onay vererek, bugün karşı karşıya bulunulan devasa problemlerin ilk sorumlularıdır. İşin en başında, asgari 450-500 yataklı olması gerektiği söylendiği halde, o dönemin siyasileri ve üniversite yöneticileri işe, 150 yatak gibi komik bir hastane ile başladılar ve sonrasında da, bu kapasitenin arttırılması için kayda değer hiçbir çaba ortaya koymadılar. Ancak yıllar içinde, hastane hizmetlerinin yürütülmesinde yaşanmaya başlanan sorunlar nedeniyle, bina içinde (standart dışı ve son derece ilkel bir şekilde) bazı düzenlemeler yapılmışsa da, problemler çoğalarak ve büyüyerek devam ediyor.
TIP EĞİTİMİNDE VE SAĞLIK HİZMETLERİNDE KALİTE SORUNU
Kim ne derse desin, Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi her ne kadar, 2015-2016 Eğitim Öğretim Yılı’ndan bu yana, on bir yıldır “Tıp Fakültesi” ve “Tıpta Uzmanlık” mezunları veriyor olsa da, kendilerine diploma verilen bu gençlerin ne derece “hekim” oldukları son derece tartışmalıdır. Çünkü, Balıkesir Tıp Fakültesi’nin (ve hastanesinin) başta bina ve donanım olmak üzere fiziki imkanlarının, asgari düzeyde tıp eğitimi için yeterli olduğu söylenemez. Tıp Fakültesi ve Tıpta Uzmanlık öğrencilerinin (asistanların) eğitimleri için gerekli olan asgari ölçüde bir hasta ve tıbbi vak’a yoğunluğunun, mevcut hastanede oluşması mümkün değildir. Palyatif bazı tedbirlerle, kağıt üzerinde tamamlanan prosedürlerle, pratisyen hekim ve tıpta uzmanlık diplomaları verilen gençlerin karşılarına gelen hastaların muayenelerini ve tedavilerini yapmaları ne derece beklenebilir?
Kaldı ki, Balıkesir Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi, bir “üçüncü derece sağlık kuruluşu” tarafından verilmesi gereken hizmetlerin pek çoğunu veremiyor. Aile Hekimlerinden (birinci derece) başlayarak, Devlet Hastanelerine (ikinci derece) ve Eğitim-Araştırma Hastanelerine (üçüncü derece), yukarıya doğru olması gereken hasta sevk sistemine göre, bir üniversite hastanesinden geriye doğru, bir alt seviyedeki devlet hastanesine hasta sevkinin yapılması, kabul edilecek bir şey değildir. Bugün Balıkesir’de bunlar yaşanıyor ve başta sözde siyasiler olmak üzere, şehrin yönetiminde söz sahibi olan ilgili mercilerdeki zevat bu konuda yıllardır kıllarını kıpırdatmıyor!
BALIKESİR’İN KADERİ DEĞİŞTİRİLEBİLİR Mİ?
Balıkesir’de maalesef, gerek kamuoyu, gerek il üst bürokrasisi ve gerekse sözde siyasiler üzerinde etkili olabilecek entelektüel karakterler de yok! Böyle olunca halk, başta sağlık ve eğitim olmak üzere, hemen her alanda standartları fevkalade düşük ve yetersiz hizmetlerle yetinerek, çağın gerisinde bir hayat yaşamaya devam ediyor. Sosyal yaşam kültürü ve düzeyi böylesine düşük olan bir toplumdan, doğal olarak, çağdaş düzeylerde ve yüksek kalitede üretimler yapabilmesi beklenemez.
Yarım asrı aşkın bir süredir, coğrafi konumundaki mükemmelliğine ve son derece zengin coğrafyasına rağmen, oldukça ciddi istihdam ve kamu hizmetlerinde kalitesizlik sorunları yaşanmakta olan Balıkesir’in makus kaderini değiştirecek insanlar nerede? Siyasi partilerin genel başkanlarına yalakalık ve yaltaklık yapmanın ötesinde hiçbir özellikleri ve nitelikleri bulunmayan sözde siyasetçilerle Balıkesir’in mevcut hali böylece devam eder gider. Bu durum böyle devam ettikçe de yetişen gençler, gelecekleri ile ilgili hayallerini Balıkesir dışına yönelik kurarlar; çok yetenekli olan geçler hayallerinin peşinde dışarıya giderler ve Balıkesir halkı da, yeni ama ikinci-üçüncü sınıf nesillerin elinde mevcut geri kalmışlığında devam eder gider…
---------------------
15 Haziran 2026