Ev, sokak, okul işyeri vb. gibi, herhangi bir yerde ve herhangi bir nedenle gördüğüm, karşılaştığım ve konuştuğum 35 (kısmen de 40) yaş altı gençleri (özellikle de üniversite eğitimi olanları), neredeyse hiçbir konuda anlayamıyorum. Sadece yaşamakta oldukları yerlerdeki davranışları bakımından değil (“kişisel çıkar odaklı” davranışlar dışında), hayatla ilgili sevgi, mutluluk, huzur vb. gibi duygular ile dinî, millî ve evrensel meselelere bakışlarını da pek anlayabildiğimden emin değilim.
Sözünü ettiğim bu neslin, ülkemizde 40 yaş üstü nesillerin sahip oldukları dinî, millî ve evrensel değerlerle ve ölçülerle de alâkaları pek yok gibi! Kendilerinden önceki nesiller için hayati önemde olan dinî, millî ve evrensel insanî değerler ve ölçüler, onlar için son derece anlamsız görünüyor. Örneğin, bizim bildiğimiz ve anladığımız gibi bir “saygı” anlayışları yok! Daha doğrusu, herhangi bir şekilde fark edilebilir saygı anlayışları olmadığı gibi, kendilerinden önceki nesillerin (“anne, baba ve yaşça kendilerinden büyük olanların yanında ayakları uzatmamak” gibi) saygı temelindeki davranışlarını da anlamsız buluyorlar. Birbirileriyle olan arkadaşlık ve dostluk ilişkilerinde sevgiye, hatıra ve saygıya dayalı bir anlayışlarının olduğunu da göremiyorum. Hayatla ilgili ölçüleri, neticede “kişisel çıkar” ifade eden, “para” ve “sosyal statü” ile maddi değeri ve moral etkisi olan “kişisel edinim”lerden ibaret.
VATAN VE MİLLET İÇİN FEDAKÂRLIK DÖNEMİ BİTTİ!
Kendilerinden önceki nesiller için büyük önem taşıyan ve hayatlarındaki öncelikler arasında en üst sıralarda yer alan din, vatan, millet ve devlet, insanî değer ve ölçüler gibi kolektif meseleler, bu gençlere sanki son derece anlamsız görünüyor. Bu gibi toplumsal konular onlar için, “kendi kişisel çıkarları bakımından bir anlam ifade etmediği sürece”, neredeyse hiçbir anlam taşımıyor! Kendilerinden önceki nesillerin (din, vatan, millet ve devlet meseleleri ile insanî değerler ve ölçüler gibi), çoğu zaman kişisel bakımdan kendilerini doğrudan ilgilendirmeyen konularla ilgili düşüncelerini ve davranışlarını, “anlamsız” buluyorlar.
Vatanın savunulmasını, toplumsal asayişin sağlanmasını, adeta bir kuruluşun kapısındaki “özel güvenlik” türünden alelade bir görev olarak görüyorlar ve vatan için şehit olmayı anlamsız buluyorlar. Dolayısı ile, milli varlığımızın devamı ve vatanımız için geçmişte şehit olanlarla ilgili, saygı ve sevgi temeline dayalı, neredeyse hiçbir şükran duyguları ve anlayışları yok! Toplumsal hayattaki her şeye kendi kişisel çıkarlarının perspektifinden bakmakta olan bu neslin yaşamlarında, eskinin dinî, millî ve evrensel insanî değerlerine ve ölçülerine dayanan ve kendileri açısından herhangi bir kişisel maddi çıkar içermeyen davranışlara yer yok…
Dünyada ve yurt içinde meydana gelmekte olan ve millî varlığımızı tehdit eden gelişmelerin bile (kendilerine doğrudan dokunmadığı sürece), bu nesil için kayda değer bir anlamı yok! Gündelik yaşamlarını, yüz yüze (şifahi) ilişkilerden çok, internet ortamındaki sanal ilişkilerle sürdürmekte olan bu nesil için “algı”, “gerçek”ten çok daha önemlidir. Özellikle “sosyal medya” adlandırmasıyla bilinen, internet mecralarında paylaşılmakta olan kurgulanmış saçma sapan ifadelerle toplumda yaratılmakta olan algı, günümüz insanları için birinci derecede önemli görünüyor ki bu, akıllara zarar bir durumdur. Yaratılmak istenen yapay algı konularının, gerçek ve doğru olması da gerekmiyor! Toplumda yaratılan ve hiçbir gerçeklikleri olmayan yapay algıların, toplum üzerinde yaptığı etkilerle, kişisel ve grup çıkarları elde edilebilmektedir.
HEPİMİZ, ELİMİZDEKİ TELEFONLARIN ESİRLERİ OLDUK!
Topluma yönelik yapay algı üretiminde, radyo, TV, gazete vb. gibi konvansiyonel medya organları ile internet ortamındaki sosyal medya mecraları ve cep telefonları büyük önem taşıyor. Özellikle cep telefonları, hem medyayı ve hem de kişisel iletişimi bir araya getirdiğinden, insan davranışlarını manipüle etmekte en etkili araçtır. Gerek bireysel ve gerekse topluca olmak üzere insanların, birbirine benzer (ve birbirleriyle eklemlenebilen) davranışlar ve tercihler yapmaya yöneltilebilmesi, cep telefonlarının önemini her bakımdan artırmaktadır. Kişisel gündelik yaşamların cep telefonlarına bağımlı hale getirilmiş olması, bireysel özgür irade kullanımını zayıflatan en önemli etkendir. Dijital iletişim teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler, insanların şifahi ilişkilere olan (gündelik ve yaşam boyu) ihtiyaçlarını zayıflatmaktadır. İnsanların, birbirleriyle dijital ortamlar üzerinden sürdürmekte oldukları ilişkilerin, anlık etki-tepki ötesinde, şifahi ilişkiler gibi, çok yönlü derinliği olmuyor.
Durum böyle olunca, bireylerin ortak iradelerinin ürünü olan, eskinin o “bağımsız ve tamamen doğal kamuoyu” kavramı giderek ortadan kalkmış, onun yerine, “toplum mühendisliği” denen sistemli manipülasyonlarla üretilmekte olan “yapay kamuoyu” kavramı gelmiştir. Kamuoyu, toplumsal birlik gücünün, herhangi bir amaca yönelik kullanılabilmesi ve elde edilen sonucun kabul edilmesi (benimsenmesi) için gerekli olan, son derece önemli bir etkendir. Eskiden, bu etken serbestçe oluşur, kurgusal insan müdahalesi olmadan doğal bir şekilde ortaya çıkar ve toplum üzerinde yönetsel erk sahipleri de işlerini, ortaya çıkan kamuoyu görüşü doğrultusunda yaparlardı. Şimdinin yapay kamuoyu ise, birtakım güç sahiplerinin, toplumlara kendi çıkarlarını ve isteklerini kabul ettirme aracı olarak kullanılmaktadır. Yani, eskinin kamuoyu kavramı doğal bir etken iken, bugünün kamuoyu, topluma yönelik yapay etki aracıdır.
“MUTLULUK VE HUZUR” DÖNEMİ BİTTİ, DEVİR “HAZ DEVRİ”
Durumun böyle olmasında en büyük etken, toplumun, “kendi kişisel ve dar grup çıkarları dışında hiçbir ortak anlayışa sahip olmayan” bireylerden oluşmasıdır. Eskinin, ülke ve toplumsal ortak çıkarlar anlayışının modası çoktan geçmiş ve bugün artık, tamamen bireysel çıkarlara dayalı bir toplumsal hayat dönemi yaşanıyor. Doğal olarak, böyle bir dönemde, eskinin dinî, millî ve evrensel insanî değerleri ve ölçüleri de anlamsız hale geliyor. Eskinin, insanların hem bireysel olarak hissettikleri ve yaşadıkları, hem de birbirleriyle paylaştıkları sevgi, mutluluk, huzur vb. gibi duygular da, bugün son derece anlamsız görünüyor ve tüm bunların yerine, sadece “bireysel haz” konuyor. İnsanlar artık, sürekli “daha fazla haz duymak” için, neredeyse canları dışında her şeylerinden vaz geçebiliyorlar.
Bireylerin, daha fazla haz elde etmek için sürekli olarak (para, makam, mevki, sosyal statü vb. gibi) kişisel çıkar peşinde koşmakta oldukları bir toplumda, artık hiçbir konuda “ortak hedefler” diye bir kavram olmayacaktır. Kendisinin bireysel haz peşindeki koşusunu etkilemediği sürece, günümüz insanlarını rahatsız edecek hiçbir şey, o kişi için yok hükmündedir. Görünüşe bakılırsa, millî beraberlik, vatan, devlet, bayrak, bağımsızlık, insan hakları vb. gibi kavramların (kendi haz peşindeki koşularını etkilemediği sürece), günümüz gençleri için kayda değer, öyle pek bir anlamı da, değeri de yok.
İnsanların bireysel anlayışları ve gelecekle ilgili beklentileri, “daha fazla haz için, daha fazla bireysel çıkar” şeklinde olunca, millî birlik ve toplumsal güç gerektiren “bağımsızlık” kavramı da bir şekilde gereksiz hale geliyor. Bugünün 40 yaş üstü nesilleri için hayati önem taşıyan ve “olmazsa olmaz” anlamı olan dinî, millî ve evrensel insanî değerler ve ölçülerle ilgili konuşmaların ve yazıların da, belirgin bir anlamı kalmıyor! Aynı şekilde, toplumda ortak değerlerin ve ölçülerin hakim olduğu dönemlerde yaşayan insanlara hitap eden şarkıların ve türkülerin de artık, o eskiden sahip oldukları kolektif anlamları yok.
ESKİ ANLAYIŞ KAYBOLUYOR, YENİSİNİ ANLAYAN YOK!
10.06.2021 tarihinden bu yana, beş yılı aşkın bir süreden beri, her hafta düzenli olarak yazmakta olduğum ve bu sitede yayınlanmakta olan yazılarımın şahsen, 40 yaş altında olanlara pek hitap etmediğini düşünüyorum. Bizim neslin din, insan, halk, millet, vatan, bayrak, bağımsızlık vb. gibi ortak konulardaki anlayışı ciddi ölçülerde zayıflamış görünüyor. Bu duruma göre, bizim çabalarımızın ve gayretimizin de, akıntıya karşı kürek çekmekten pek farkı kalmadı gibi.
Şimdilik, kollarımız yoruluncaya kadar, baş edemeyeceğimizi gayet iyi gördüğümüz bu akıntıya karşı kürek çekmeye devam edecek gibiyiz… Evet, dünya değişiyor, insanlar değişiyor, insanlar arasındaki sevgiye ve saygıya dayalı toplumsal değerler, ölçüler ve öncelikler değişiyor. Bu noktada, benim görebildiğim manzara şudur: Kendi çıkarlarının en güçlü kaynağının toplumsal çıkarlar oluğunu düşünen, bireysel ve toplumsal mutluluğu ve huzuru hedefleyen insanlar hızla azalıyor; arkadan, her şey “bireysel haz ve çıkar için” diyen nesiller geliyor.
Dedelerinin, canları pahasına kurtardıkları vatanın ve kurdukları devletin, kayda değer hiçbir kutsiyetinin kalmadığı bir dünyada, “para”yı Tanrı, “kişisel çıkar”larını din edinmiş olan bu neslin geleceğinin ne olabileceği hususunda bugün, kuvvetle muhtemel olabilecek hiçbir tahmin yapılamaz! Böyle bir manzara karşısında, eskinin değerlerini ve ölçülerini korumaya (ve ona göre konuşmaya-yazmaya) gerek var mı?
---------------------
06 Temmuz 2026