AK Parti iktidarı, ülkemize yönelik somut saldırılar karşısında, karşı tarafa neredeyse hiç ses çıkarmaması ile, tarihimizde çok ilginç ilginç sayfalar ekliyor! Önceki dönemlerde istisnai olarak meydana gelen ve ilgili devletlerle olan ilişkilerimiz çerçevesinde, gereken ve mümkün olan teşebbüsler yapılarak, ülkemizin hakları korunmaya çalışılırken, AK Parti iktidarında, ülkemizin maruz kaldığı saldırıların adeta üzerine yatılmakta ve karşı taraflara yönelik olarak, kayda değer hak arama teşebbüsleri yapılmadığı gibi, ülkemiz aleyhine yaşanan olaylar, kendi halkımıza unutturulmaya çalışılmaktadır.
Uluslararası hukuka göre, devletlerarasındaki her türlü ilişkilerde, “ülke çıkarları” bazında, mütekabiliyet esastır. Yani, ister ekonomik, ister siyasi ya da diplomatik olsun, devletlerarası hiçbir ilişkide, sadece tek taraflı çıkar hesabı yapılmaz, yapılamaz! Herhangi bir şekilde bir ülke bir başka ülke tarafından zarara uğratıldığında uluslararası hukuk devreye girer ve taraflar arasında karşılıklılık ilkesine göre çözüm üretilir. Son çeyrek yüzyılda, uluslararası alanda Türkiye’nin çıkarlarını koruma hususunda çoğu zaman etkisiz kaldığı gözleniyor. Yakın geçmişte meydana gelen Türkiye’ye yönelik taciz ve saldırı olaylarında, itiraz ve karşı duruş, hak arama vb. gibi, en doğal davranışların gösterilmediği durumlar yaşanıyor…
MUAVENET, KARDAK VE ÇUVAL OLAYLARI
Hatırlanacağı üzere, 1992 yılının Ekim ayında Ege Denizi’nde gerçekleştirilen NATO Kararlılık Gösterisi-92 Tatbikatı sırasında, TCG Muavenet zırhlımız, 02 Ekim 1992 tarihinde, Amerika’nın Saratoga adlı uçak gemisinden atılan iki adet Sea Sparrow füzesiyle vurulmuştu. Bu olayda, gemi komutanı Kur.Yb. Levent Kudret Güngör, Uçaksavar Yardımcı Subayı Teğm. Alper Tunga Akan, Telsiz Astsubayı Serkan Aktepe, İkmal Çavuşu Mustafa Kılıç ve Er Recep Atak hayatlarını kaybetmişler ve 22 askerimiz de yaralanmıştı. Olay, dönemin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Lawrence Eagleburger tarafından Washington Büyükelçimiz Nüzhet Kandemir’e “kaza” olarak bildirilmiş ve ABD, Türkiye’den resmi olarak “özür” dilemişti. ABD ayrıca, bu olay nedeniyle Türkiye’ye “tazminat” olarak, sekiz adet Knox Sınıfı fırkateyn vermişti. Ancak, askeri ve diplomatik uzmanlar, Muavenet’tin, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, bu olaydan kısa bir süre önce Kuzey Irak'ta icra edilen terör operasyonlarından birinde, Türk askerlerine ateş açan iki adet ABD helikopterinin karşı ateşle düşürülmesine misilleme olarak vurulduğu yorumlarını yapmışlardı.
Bu olaydan yaklaşık üç yıl üç ay sonra (25 Aralık 1995), Ege Denizi’ndeki Kardak kayalıklarında karaya oturan Figen Akat isimli Türk bandıralı bir kargo gemisine müdahale sırasında, Türk ve Yunan kurtarma ekipleri arasında, bölgenin Türk mü yoksa Yunan karasularında mı olduğu hususunda anlaşmazlık çıkması nedeniyle bir kriz patladı. Yunanistan’ın, bölgenin kendi karasularında olduğu iddiası üzerine Türkiye, gerekirse savaşabileceğini ortaya koyan (SAT komandoları tarafından), Kardak kayalıklarına küçük çaplı bir çıkarma operasyonu gerçekleştirmiş ve Yunanistan’a geri adım attırmıştı.
Bu hatırlatmalara, AK Parti iktidarı döneminde meydana gelen bazı saldırılarla ilgili olarak, Türkiye’nin ne gibi karşılıklar verdiği hususunda kamuoyuna tatminkar bilgi verilmemesi ve iktidar tarafından sürekli gündem değiştirilerek, yaşanan saldırı olaylarının halka unutturulmaya çalışılması nedeniyle ihtiyaç duyduk. Bu dönemde yaşanan en önemli ve tarihimizde benzeri görülmemiş olay ise, kamuoyuna “Çuval Olayı” olarak yansıyan, ABD askerlerinin, Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgesinde (Süleymaniye şehrinde), ülkemizin ve askerlerimizin onurunu kırıcı saldırısıdır. İlgili ülkeler arasında varılan mutabakatlar kapsamında Irak’ın kuzeyinde görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerine ait, Türk askeri irtibat birimine ABD askerleri tarafından baskın düzenlenmiş ve o birimde görevli askerlerimiz, kafalarına çuval geçirilerek ve şehirde teşhir edildikleri onur kırıcı olaydır. Bu olayda ABD %100 haksız olmasına rağmen, Türkiye ABD’ye bir protesto notası bile ver(e)mediği gibi, ABD de hiçbir şekilde Türkiye’den özür dilememiştir. O tarihte Başbakan olan Erdoğan, kendisine ABD’ye bir protesto notası verilip verilmediğini soran bir gazeteciye, “Ne notası, müzik notası mı?” şeklinde, son derece gayrı ciddi ve işgal etmekte olduğu makama yakışmayacak bir cevap vermişti. Maalesef, bu konuyla ilgili olarak, Türkiye’nin hakkı ve onuru korun(a)mamıştır!
AZERBAYCAN-GÜRCİSTAN SINIRINDA DÜŞ(ÜRÜL)EN C-13O ASKERİ NAKLİYE UÇAĞI
Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlığı döneminde, 24 Kasım 2015 tarihinde askerlerimiz tarafından Suriye-Türkiye sınırına yakın bir bölgede düşürülen Rus uçağı ile ilgili olarak, Türkiye adına uluslararası alanda hiçbir savunma yapılmamış, Rusya’nın protestolarına karşı hiçbir cevap verilmemişti. Olayla ilgili olarak, AK Parti içinde, “Rus uçağına ateş edilmesi emrini kimin verdiği” konusunda bir tartışma yaşanmış, olayda Davutoğlu kişisel olarak sorumlu tutulmuştu. Bundan dört yıl sonra ise, Suriye-İdlip’teki Türk birliğine yönelik bir hava saldırısı gerçekleştiren Ruslar, 33 askerimizi şehit etmişti (27 Şubat 2020). Askeri analistler bu olayı, 2015’te düşürülen Rus savaş uçağına misilleme amacıyla gerçekleştirildiği şeklinde yorumlar yapmışlardı. Bu olaydan sonra Erdoğan alelacele Moskova’ya gitmiş ve Rusya Devlet Başkanlığı Enformasyon birimi tarafından basına, “Erdoğan’ın Vladimir Putin’in kapısında saatlerce bekletildiği”ne dair görseller servis edilmişti. Gerek düşürülen Rus savaş uçağı ve gerekse şehit edilen 33 Türk askeri ile ilgili olarak, taraflar arasında nelerin görüşüldüğü ve nelerin alınıp-verildiği hususunda, Türk kamuoyuna hiçbir bilginin verilmemiş olması, üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken bir durumdur.
Ve şimdi gelelim, 11 Kasım günü, Azerbaycan-Gürcistan sınırında C-130 tipi askeri nakliye uçağımızın düş(ürül)mesi olayına… Azerbaycan’daki görevlerini tamamlayarak yurda dönmekte olan (biri Balıkesirli Hava Ulaştırma Uzm.Çvş. Emre Sayın) 20 askerimizin şehit olduğu olayla ilgili olarak, kamuoyu ile henüz somut verilere dayalı bir bilgi paylaşılmış değil. Ancak, uçağımız düşerken bazı siviller tarafından cep telefonları ile çekilen görüntüleri analiz eden uzmanlar, uçağımızın, herhangi bir teknik arıza ya da içeride meydana gelen bir patlama ile değil, dışarıdan bir müdahale sebebiyle, ortadan (ön ve arka) ikiye bölünerek düştüğü görüşündedirler. Bunun ötesinde yazılan ve konuşulan her şey, şimdilik kişisel kanaatler ve temelsiz bazı spekülasyonlardan ibarettir.
Uçak düştükten üç gün sonra, Milli Savunma Bakanlığı uçağın Kara Kutu’suna ulaşıldığını açıkladı. Umarız Kara Kutu’dan alınacak bilgiler, olayı tüm yönleriyle açıklamaya imkan verir. Ve yine umarız ki, eğer bu olayda herhangi bir dış saldırı söz konusu ise, ilgili devlet nezdinde gerekli hesaplaşma girişimleri yapılır. Maalesef, yukarıda zikrettiğimiz (ve zikretmediğimiz) geçmişteki benzer olaylara bakıldığında; iktidarın bu olayla ilgili olarak, ülkemiz adına böyle bir girişimi yapacak kabiliyetinin zayıf olduğunu söylemek, hiç de yanlış olmayacaktır.
“MAVİ VATAN” UNUTULDU MU?
Uluslararası nitelikte olsun ya da olmasın, ülkemizi ilgilendiren pek çok önemli olayla ilgili olarak, tüm dünya geniş bilgilere sahip olurken, Türk kamuoyuna bilgi verilmemektedir. Bunun en önemli örneklerinden biri, Doğu Akdeniz’deki saha hakimiyetimizle ilgili hususlardır. Kamuoyunda “Mavi Vatan” olarak adlandırılan, Türkiye’nin Karadeniz, Akdeniz ve Ege’de ilan ettiği deniz yetki alanlarını (karasuları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesi) kapsayan doktrin kapsamında, 2019-2024 yıllarında mangalda kül bırakmayan iktidar, 2023 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri ile 2024’deki Mahalli İdareler Seçimleri’nden sonra, konuyu unutulmaya terk etmiş görünüyor.
Mavi Vatan’ın ad ve fikir babası olan Tüma. Cem Gürdeniz ile bu doktrinle ilgili pek çok pratik yöntem geliştiren Tüma. Cihat Yaycı’nın, emekliliklerini isteyerek Türk Deniz Kuvvetleri’nden ayrılmaları, ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. İki yıl öncesine kadar pek çok uçak, helikopter ve gemi ile aktif olduğumuz Mavi Vatan’da bugün ne tek bir gemimiz, ne de uçağımız var! 2023 ve 2024 seçimlerinde, Mavi Vatan söylemini seçim malzemesi olarak kullanan ve seçimlerden sonra doktrinin fikir babalarına yol veren AK Parti, bu konuyu artık hiç dile getirmiyor!
Tek bir olayda 20 uzman askerimizin şehit olduğu, 11 Kasım 2025 tarihinde C-130 Askeri Nakliye uçağının düş(ürül)mesi olayı ile ilgili olarak, kısa bir zaman içinde kamuoyuna tatmin edici açıklamaların yapılmasını ümit etmekle birlikte, konunun (tipik bir AK Parti yöntemi olarak), unutulmaya terk edilmesi ihtimali çok daha kuvvetli görünüyor. Olayı takip eden günlerde, yurdun dört bir yanında toprağa verilen şehitlerimizin cenaze törenlerine katılan şehit aileleri ile siyasiler arasında cereyan eden tatsız diyaloglar ve bilhassa bazı siyasilerin şehitlerin anne ve babalarına yönelik küstahça ifadeleri, akıl alacak ve kabul edilecek gibi değildir.
-------------------
17 Kasım 2025