deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler

Ramazan Aydın
Köşe Yazarı
Ramazan Aydın
 

İRAN’DAKİ OLAYLAR NE GETİRİR NE GÖTÜRÜR?

Nasıl ki bir insan, içinde yaşadığı topluma rağmen kendi kafasına göre keyfince davranamaz ise, devletlerin durumları da aynıdır. Yani hiçbir devlet, dünyaya rağmen kendi başına bir siyasi rejimi sürdüremez; ne var ki, bazı ülkelerde, dünyaya rağmen kendilerine mahsus siyasi rejimlerini sürdürmeye devam eden yöneticiler vardır. Bunlar, kerametleri kendilerinden menkul otoriter ve baskıcı siyasi rejimlerinin faturasını, bütünüyle kendi halklarına ödetmekte ve insanları tüm dünyadan geri bir hayata mahkum etmektedirler. Nihayetinde de sonları hüsran olmaktadır. Hiçbir ülke, halkının tüm ihtiyaçlarını kendisi tek başına üretemez; muhakkak başka ülkelerle işbirliği yapmak zorundadır. Ülkeler arasındaki ilişkiler ise, kaçınılmaz olarak, farklı ülkelerin halkları arasında etkileşime yol açar ki, bu etkileşim çoğu zaman kapalı rejimleri değişime zorlar. Toplumun değişim taleplerini engellemek zorunda olduklarını düşünen yöneticiler ile toplum arasında gerilim artmaya devam eder ve bir noktadan sonra da ipler kopar ki, ondan sonra da gelişmeleri önceden tahmin etmek pek mümkün olmaz! TOTALİTER REJİMLER, HER FATURAYI HALKA ÖDETİR! Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülke ve ayrıca BM üyesi olmayan 2 ülke daha bulunuyor. Bu ülkelerin bazıları, dünyanın diğer ülkelerine (kısmen ya da tamamen) kapalı siyasi rejimlerle yönetiliyor. Kısmen ya da tamamen kapalı siyasi rejimlere sahip ülkelerin ortak yanları ise, hemen her bakımdan, dünyanın diğer ülkelerine kıyasla çok daha geri olmalarıdır. Bunların dışında, bir de çağdaş demokrasiden uzak, kısmen ya da tamamen otoriter rejimlere sahip ülkeler var. Bu ülkelerin ortak yönleri ise, yöneticilerinin (ve yakınlarının) bolluk içinde saltanat sürmeleri, halklarını ise yokluk ve sefalet içinde yaşatmalarıdır. Kapalı rejimlerde, devlet dışında hiçbir şekilde organize sosyal yapılara izin verilmediğinden, halkın rejime karşı tepkilerini göstermesi mümkün değildir. Bu gibi ülkelerde zaman zaman askeri darbeler yaşanırsa da, halk açısından değişen pek bir şey olmaz! Bilindiği üzere, I. Dünya Savaşı sömürge imparatorluklarının sonlarını getirdi. II. Dünya Savaşı ise, her ikisi de emperyalist, iki kutuplu (kapitalist ve komünist) bir dünya düzeninin kurulmasına yol açtı. Komünist blokun lideri olan Sovyetler Birliği (SSCB)’nin 1991 yılında dağılması ile dünya, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkelerinin oluşturdukları kapitalist blok tarafından global hale getirildi. Bu tek kutuplu global dünya düzeninde de, hâlâ kapalı ve totaliter siyasi rejimleri olan ülkeler var. Ancak, bilgisayar ve iletişim teknolojilerinde meydana gelen hızlı gelişmeler, kapalı ve totaliter rejimleri olan ülkelerin yöneticilerinin işlerini hayli zorlaştırıyor. ABD-İSRAİL EKSENİ Geçen yılın son günlerinde, İran’da başlayan protesto gösterileri, tüm dünya tarafından ilgiyle takip ediliyor. Dünyanın ilginç kapalı rejimlerinden birine sahip olan İran’da halen devam etmekte olan sokak gösterilerinin hangi yönde gelişeceğini söylemek çok zor. Ancak, ortada açık bir gerçek var ki o da, “dışarıdan yapılacak müdahalelerle bu gösterilerin manipüle edileceği”dir.  Nitekim, geçen hafta Pazartesi günü Florida’da İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile bir araya gelen ABD Başkanı Donald Trump, kendi sosyal medya sitesi Truth Social’dan paylaştığı mesajda, “Eğer İran, barışçıl protestoculara ateş açar ve onları şiddet kullanarak öldürürse -ki bu onların alışkanlığıdır- Amerika Birleşik Devletleri onların imdadına yetişecektir. Oradaki duruma kilitlendik ve harekete geçmeye hazırız.” şeklinde bir açıklama yaptı. Ayrıca, ABD Dışişleri Bakanlığının, X’teki Farsça hesabından yapılan paylaşımda da, “göstericilerin cesaretlerinin takdir edildiği” belirtildi. DEVRİK ŞAH TARAFTARLARI DA ORTAYA ÇIKIYOR! Öte yandan, 1979 yılı Şubat ayında Humeyni tarafından devrilen İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin sürgünde yaşayan oğlu Rıza Pehlevi de “Veliaht Prens” unvanını kullandığı, X’teki paylaşımında, “Bu rejim iktidarda kaldığı sürece, ülkenin ekonomik durumu kötüleşmeye devam edecek.” ifadelerini kullandı. Bu arada, göstericilerden bazılarının Şah yanlısı sloganlar attıkları görülüyor… Tabii, İran’da devam etmekte olan yaygın kitlesel protesto eylemleri karşısında, PKK’nın İran uzantısı olan ayrılıkçı Kürt terör örgütü PJAK da ilgisiz kalmıyor. Nitekim, PJAK tarafından yapılan ve Mezopotamya Ajansı’nda yer alan açıklamada da, “İslam Cumhuriyeti’nin halkın meşru taleplerini susturma girişimleri sonuçsuz kalacaktır. Bilinmelidir ki, halkın mücadelesi ve iradesi sayesinde iktidar, halk devriminin sesini duymuştur ve halkın taleplerine boyun eğmek dışında hiçbir çözümü yoktur.” ifadeleri yer alıyor. Tüm bu faktörlerin yanı sıra, İran’daki nüfusları 35 milyonu bulan Güney Azerbaycan Türklerinin ne gibi bir tutum içine gireceklerini de düşünmek gerekiyor. Mevcut Azerbaycan Cumhuriyeti (Kuzey Azerbaycan) halkının kültürel altyapısında oldukça güçlü bir yere sahip olan, “Güney Azerbaycan’la birleşme” hayallerini ve arzusunu da hesaba katmak gerekiyor… İran’da meydana gelen gelişmelerin, en başta Türkiye, Azerbaycan ve Rusya olmak üzere, İran’a komşu olan tüm ülkeler tarafından da dikkatle izlenmesi kaçınılmazdır. Dolayısı ile her ülke her gelişmeyi tamamen kendi çıkarları açısından değerlendirecek, ona göre tavır alacak ve politikalarını belirleyecektir. İşte o komşu ülkelerin (tek başlarına ve/veya aralarında bazı mutabakatlara vararak) alacakları tavırlar ve belirleyecekleri politikalar da, tabloya yeni değişkenler katacaktır ki, bunların tamamını önceden öngörebilmek hiç de kolay bir iş değildir. İran’da yaşanmakta olan olaylar her ne kadar, geçen yıl Haziran ayında yaşanan karşılıklı saldırılar sebebiyle, öncelikle İran ve İsrail (ve dolayısı ile ABD) arasındaki gerginlikler bağlamında değerlendiriliyor olsa da, tüm komşu ülkelerin az ya da çok bu olaylara müdahil olmaları kaçınılmaz görünüyor. İran’a komşu olan ülkelerin hiçbiri, orada meydana gelen olayları göz ardı etme lüksüne sahip değildir. TÜRKİYE’YE ETKİLERİ NE OLUR? Konuya Türkiye açısından bakıldığında, Suriye benzeri, yeni bir göç dalgasının başlaması hiç de beklenmeyecek bir durum değildir. İran’dan Türkiye’ye yönelik göç hareketine başta ABD olmak üzere tüm batılı ülkelerin de destek verecekleri açıktır. Çünkü, batılılar için Türkiye’nin demografik yapısının Türkler aleyhine değiştirilmesi son derece önemli ve öncelikli bir konudur. Halihazırda, meteliğe kurşun atmakta olan Siyasal İslamcı iktidar için, maalesef “para”dan önemli hiçbir şey yok gibidir. Tıpkı 2011’den itibaren, batılı ülkelerin cüz’i maddi destekleri ile Suriye’den Türkiye’ye yapılan “niteliksiz nüfus transferi”ne benzer şekilde, İran’dan da yeni bir göç dalgasının şimdiden kurgulanmaya başlanmış olması kuvvetli bir ihtimaldir. İran hiçbir zaman Türkiye ile yakın dostluk ilişkileri kurmamış olsa da, en eski ve en problemsiz komşumuzdur. Osmanlı ve Safevi Devletleri arasında, 1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması ile belirlenen Türkiye-İran sınırında, yaklaşık 4 asırdır (387 yıldır) hiçbir sorun yaşanmamış ve hiçbir değişiklik yapılmamıştır. Görünürde de, iki ülke arasında herhangi bir sınır sorunu yaşanması beklenmemektedir. Ama, İran’da geçen 28 Aralık günü (aşırı enflasyona tepki olarak), Tahran’daki Alaeddin Alışveriş Merkezi (Kapalı Çarşı)’nde bulunan esnaf ve tüccar grupları ile Charsou Mall dahil olmak üzere, diğer birçok ticari merkezlerdeki işletmelerin, dükkânlarını kapatarak greve gitmeleri ve akabinde de halkın bu alanların çevresinde toplanmaları ile başlayan ve hızla tüm ülkeye yayılan protesto gösterilerinin nelere yol açacağını, bize zaman gösterecek. SEBEP EKONOMİ OLSA DA, SONUÇLARI SİYASİ OLACAK Ancak, başlayan gösterilerde, siyasallaşmaya doğru hızlı bir değişim gözleniyor. Halk bir kere sokağa çıktığında gelişmeleri kontrol etmek hiç de kolay değildir. Enflasyon ve ekonomik sıkıntıların tetiklediği protestolar, kaçınılmaz olarak siyasi bazı sonuçlar getirecektir. Ya mevcut yönetim ekonomi ve sosyal politikalarında bir değişime gidecek, ya da ülkede yönetim (ve hatta belki de rejim) değişecektir. Meydana gelecek değişimin faturasını kimler ne kadar öder, bunu zaman gösterecek. Konuyu İran’dan Türkiye’ye getirecek olursak; İran halkı, %50’yi bile bulmayan bir enflasyon sebebiyle sokaklara döküldü, esnaf kepenk kapattı. Bu açıdan baktığımızda, reel enflasyonun zaman zaman %200’lere vardığı Türkiye’de halkın çıtı çıkmıyor! Bu durum, Türk halkının, İran halkına göre ne kadar sabırlı (!) olduğunu mu gösteriyor? Ne dersiniz?
Ekleme Tarihi: 06 Ocak 2026 -Salı

İRAN’DAKİ OLAYLAR NE GETİRİR NE GÖTÜRÜR?

Nasıl ki bir insan, içinde yaşadığı topluma rağmen kendi kafasına göre keyfince davranamaz ise, devletlerin durumları da aynıdır. Yani hiçbir devlet, dünyaya rağmen kendi başına bir siyasi rejimi sürdüremez; ne var ki, bazı ülkelerde, dünyaya rağmen kendilerine mahsus siyasi rejimlerini sürdürmeye devam eden yöneticiler vardır. Bunlar, kerametleri kendilerinden menkul otoriter ve baskıcı siyasi rejimlerinin faturasını, bütünüyle kendi halklarına ödetmekte ve insanları tüm dünyadan geri bir hayata mahkum etmektedirler. Nihayetinde de sonları hüsran olmaktadır.

Hiçbir ülke, halkının tüm ihtiyaçlarını kendisi tek başına üretemez; muhakkak başka ülkelerle işbirliği yapmak zorundadır. Ülkeler arasındaki ilişkiler ise, kaçınılmaz olarak, farklı ülkelerin halkları arasında etkileşime yol açar ki, bu etkileşim çoğu zaman kapalı rejimleri değişime zorlar. Toplumun değişim taleplerini engellemek zorunda olduklarını düşünen yöneticiler ile toplum arasında gerilim artmaya devam eder ve bir noktadan sonra da ipler kopar ki, ondan sonra da gelişmeleri önceden tahmin etmek pek mümkün olmaz!

TOTALİTER REJİMLER, HER FATURAYI HALKA ÖDETİR!

Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülke ve ayrıca BM üyesi olmayan 2 ülke daha bulunuyor. Bu ülkelerin bazıları, dünyanın diğer ülkelerine (kısmen ya da tamamen) kapalı siyasi rejimlerle yönetiliyor. Kısmen ya da tamamen kapalı siyasi rejimlere sahip ülkelerin ortak yanları ise, hemen her bakımdan, dünyanın diğer ülkelerine kıyasla çok daha geri olmalarıdır. Bunların dışında, bir de çağdaş demokrasiden uzak, kısmen ya da tamamen otoriter rejimlere sahip ülkeler var. Bu ülkelerin ortak yönleri ise, yöneticilerinin (ve yakınlarının) bolluk içinde saltanat sürmeleri, halklarını ise yokluk ve sefalet içinde yaşatmalarıdır.

Kapalı rejimlerde, devlet dışında hiçbir şekilde organize sosyal yapılara izin verilmediğinden, halkın rejime karşı tepkilerini göstermesi mümkün değildir. Bu gibi ülkelerde zaman zaman askeri darbeler yaşanırsa da, halk açısından değişen pek bir şey olmaz!

Bilindiği üzere, I. Dünya Savaşı sömürge imparatorluklarının sonlarını getirdi. II. Dünya Savaşı ise, her ikisi de emperyalist, iki kutuplu (kapitalist ve komünist) bir dünya düzeninin kurulmasına yol açtı. Komünist blokun lideri olan Sovyetler Birliği (SSCB)’nin 1991 yılında dağılması ile dünya, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkelerinin oluşturdukları kapitalist blok tarafından global hale getirildi. Bu tek kutuplu global dünya düzeninde de, hâlâ kapalı ve totaliter siyasi rejimleri olan ülkeler var. Ancak, bilgisayar ve iletişim teknolojilerinde meydana gelen hızlı gelişmeler, kapalı ve totaliter rejimleri olan ülkelerin yöneticilerinin işlerini hayli zorlaştırıyor.

ABD-İSRAİL EKSENİ

Geçen yılın son günlerinde, İran’da başlayan protesto gösterileri, tüm dünya tarafından ilgiyle takip ediliyor. Dünyanın ilginç kapalı rejimlerinden birine sahip olan İran’da halen devam etmekte olan sokak gösterilerinin hangi yönde gelişeceğini söylemek çok zor. Ancak, ortada açık bir gerçek var ki o da, “dışarıdan yapılacak müdahalelerle bu gösterilerin manipüle edileceği”dir.  Nitekim, geçen hafta Pazartesi günü Florida’da İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile bir araya gelen ABD Başkanı Donald Trump, kendi sosyal medya sitesi Truth Social’dan paylaştığı mesajda, “Eğer İran, barışçıl protestoculara ateş açar ve onları şiddet kullanarak öldürürse -ki bu onların alışkanlığıdır- Amerika Birleşik Devletleri onların imdadına yetişecektir. Oradaki duruma kilitlendik ve harekete geçmeye hazırız.” şeklinde bir açıklama yaptı. Ayrıca, ABD Dışişleri Bakanlığının, X’teki Farsça hesabından yapılan paylaşımda da, “göstericilerin cesaretlerinin takdir edildiği” belirtildi.

DEVRİK ŞAH TARAFTARLARI DA ORTAYA ÇIKIYOR!

Öte yandan, 1979 yılı Şubat ayında Humeyni tarafından devrilen İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin sürgünde yaşayan oğlu Rıza Pehlevi de “Veliaht Prens” unvanını kullandığı, X’teki paylaşımında, “Bu rejim iktidarda kaldığı sürece, ülkenin ekonomik durumu kötüleşmeye devam edecek.” ifadelerini kullandı. Bu arada, göstericilerden bazılarının Şah yanlısı sloganlar attıkları görülüyor… Tabii, İran’da devam etmekte olan yaygın kitlesel protesto eylemleri karşısında, PKK’nın İran uzantısı olan ayrılıkçı Kürt terör örgütü PJAK da ilgisiz kalmıyor. Nitekim, PJAK tarafından yapılan ve Mezopotamya Ajansı’nda yer alan açıklamada da, “İslam Cumhuriyeti’nin halkın meşru taleplerini susturma girişimleri sonuçsuz kalacaktır. Bilinmelidir ki, halkın mücadelesi ve iradesi sayesinde iktidar, halk devriminin sesini duymuştur ve halkın taleplerine boyun eğmek dışında hiçbir çözümü yoktur.” ifadeleri yer alıyor.

Tüm bu faktörlerin yanı sıra, İran’daki nüfusları 35 milyonu bulan Güney Azerbaycan Türklerinin ne gibi bir tutum içine gireceklerini de düşünmek gerekiyor. Mevcut Azerbaycan Cumhuriyeti (Kuzey Azerbaycan) halkının kültürel altyapısında oldukça güçlü bir yere sahip olan, “Güney Azerbaycan’la birleşme” hayallerini ve arzusunu da hesaba katmak gerekiyor…

İran’da meydana gelen gelişmelerin, en başta Türkiye, Azerbaycan ve Rusya olmak üzere, İran’a komşu olan tüm ülkeler tarafından da dikkatle izlenmesi kaçınılmazdır. Dolayısı ile her ülke her gelişmeyi tamamen kendi çıkarları açısından değerlendirecek, ona göre tavır alacak ve politikalarını belirleyecektir. İşte o komşu ülkelerin (tek başlarına ve/veya aralarında bazı mutabakatlara vararak) alacakları tavırlar ve belirleyecekleri politikalar da, tabloya yeni değişkenler katacaktır ki, bunların tamamını önceden öngörebilmek hiç de kolay bir iş değildir.

İran’da yaşanmakta olan olaylar her ne kadar, geçen yıl Haziran ayında yaşanan karşılıklı saldırılar sebebiyle, öncelikle İran ve İsrail (ve dolayısı ile ABD) arasındaki gerginlikler bağlamında değerlendiriliyor olsa da, tüm komşu ülkelerin az ya da çok bu olaylara müdahil olmaları kaçınılmaz görünüyor. İran’a komşu olan ülkelerin hiçbiri, orada meydana gelen olayları göz ardı etme lüksüne sahip değildir.

TÜRKİYE’YE ETKİLERİ NE OLUR?

Konuya Türkiye açısından bakıldığında, Suriye benzeri, yeni bir göç dalgasının başlaması hiç de beklenmeyecek bir durum değildir. İran’dan Türkiye’ye yönelik göç hareketine başta ABD olmak üzere tüm batılı ülkelerin de destek verecekleri açıktır. Çünkü, batılılar için Türkiye’nin demografik yapısının Türkler aleyhine değiştirilmesi son derece önemli ve öncelikli bir konudur. Halihazırda, meteliğe kurşun atmakta olan Siyasal İslamcı iktidar için, maalesef “para”dan önemli hiçbir şey yok gibidir. Tıpkı 2011’den itibaren, batılı ülkelerin cüz’i maddi destekleri ile Suriye’den Türkiye’ye yapılan “niteliksiz nüfus transferi”ne benzer şekilde, İran’dan da yeni bir göç dalgasının şimdiden kurgulanmaya başlanmış olması kuvvetli bir ihtimaldir.

İran hiçbir zaman Türkiye ile yakın dostluk ilişkileri kurmamış olsa da, en eski ve en problemsiz komşumuzdur. Osmanlı ve Safevi Devletleri arasında, 1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması ile belirlenen Türkiye-İran sınırında, yaklaşık 4 asırdır (387 yıldır) hiçbir sorun yaşanmamış ve hiçbir değişiklik yapılmamıştır. Görünürde de, iki ülke arasında herhangi bir sınır sorunu yaşanması beklenmemektedir. Ama, İran’da geçen 28 Aralık günü (aşırı enflasyona tepki olarak), Tahran’daki Alaeddin Alışveriş Merkezi (Kapalı Çarşı)’nde bulunan esnaf ve tüccar grupları ile Charsou Mall dahil olmak üzere, diğer birçok ticari merkezlerdeki işletmelerin, dükkânlarını kapatarak greve gitmeleri ve akabinde de halkın bu alanların çevresinde toplanmaları ile başlayan ve hızla tüm ülkeye yayılan protesto gösterilerinin nelere yol açacağını, bize zaman gösterecek.

SEBEP EKONOMİ OLSA DA, SONUÇLARI SİYASİ OLACAK

Ancak, başlayan gösterilerde, siyasallaşmaya doğru hızlı bir değişim gözleniyor. Halk bir kere sokağa çıktığında gelişmeleri kontrol etmek hiç de kolay değildir. Enflasyon ve ekonomik sıkıntıların tetiklediği protestolar, kaçınılmaz olarak siyasi bazı sonuçlar getirecektir. Ya mevcut yönetim ekonomi ve sosyal politikalarında bir değişime gidecek, ya da ülkede yönetim (ve hatta belki de rejim) değişecektir. Meydana gelecek değişimin faturasını kimler ne kadar öder, bunu zaman gösterecek.

Konuyu İran’dan Türkiye’ye getirecek olursak; İran halkı, %50’yi bile bulmayan bir enflasyon sebebiyle sokaklara döküldü, esnaf kepenk kapattı. Bu açıdan baktığımızda, reel enflasyonun zaman zaman %200’lere vardığı Türkiye’de halkın çıtı çıkmıyor! Bu durum, Türk halkının, İran halkına göre ne kadar sabırlı (!) olduğunu mu gösteriyor? Ne dersiniz?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve balikesirartihaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.