Ramazan Aydın
Köşe Yazarı
Ramazan Aydın
 

SON BAKAN ATAMALARININ ARKA PLANI

Erdoğan’ın, Başbakan olduğu günden bu yana yaptığı atamaların kahir ekseriyeti, “liyakat” bakımından sürekli olarak eleştirildi. Ama, İçişleri ve Adalet Bakanlıklarına yaptığı şu son atamalarla ilgili olarak, sanırım “liyakat” tartışması yapılamaz. Çünkü, yeni bakanların her ikisi de, hem eğitim ve hem de deneyim bakımlarından, kendi konularında hayli birikimli insanlar. Gerek Adalet Bakanlığı’na atanan Akın Gürlek’in ve gerekse İçişleri Bakanlığı’na atanan Mustafa Çiftçi’nin, TBMM kürsüsünde ettikleri yemin kapsamında, devlete ne derece bağlı kalacakları konusu, kendileriyle ilgili eleştirilerin ana eksenini teşkil ediyor. Her iki bakanın da geçmişlerine bakıldığında, bunların ortak kıblesinin “devlet” değil, “saray” olduğu gayet açıktır. Görev ve sorumluluk alanları neredeyse tümüyle üst üste çakışmakta olan bu iki bakanlığa yapılan bu atamaların, Erdoğan dönemi bağlamında, fevkalade stratejik derinliğinin olduğunu söylemek yanlış olmaz.   BOP VE ERDOĞAN’IN EŞBAŞKANLIĞI AK Parti’nin tek başına iktidara geldiği (ya da, bazılarına göre “getirildiği”) 2002 yılını takip eden birkaç yılı, “gözlem ve inceleme dönemi” olarak değerlendirmek gerekiyor. Bilindiği üzere 2004 yılında, ABD’nin güneydoğusunda, Georgia eyaletinin Atlas okyanusu kıyısında yer alan Sea Island’da gerçekleştirilen G-8 zirvesine davet edilen Erdoğan’a, “Büyük Ortadoğu (ya da Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika) Projesi (BOP)”nin Eşbaşkanlığı görevi tevdi edilmişti. Erdoğan o yıllarda, böyle bir görevin kendisine tevdi edilmiş olmasından övünerek söz ediyordu. Ancak, muhalefet bu meseleyi diline dolayınca ve halktan da destek görmeyince, 2011’den sonra, bu “eşbaşkanlık” konusunu ağzına almıyor ise de, o günden bu yana, başta Irak ve Suriye olmak üzere, Kuzey Afrika ülkelerinde (ve şimdi de İran’da) meydana gelen olaylar, BOP’un devam etmekte olduğunu, son derece açık bir şekilde gösteriyor. Bu projede, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki 23 İslam ülkesinin rejimlerinin ve sınırlarının değiştirilmesi öngörülüyor(*). Türkiye, Irak’ta, Suriye’de ve Kuzey Afrika ülkelerinde katledilen milyonlarca insanın “Müslüman” olduklarını hiç düşünmeden, BOP kapsamında kendisine verilen tüm görevleri büyük bir sadakatle yerine getirmiştir. Her ağzını açtığında İsrail’e demediğini bırakmayan Erdoğan, Irak’ta Saddam Hüseyin ve Libya’da Muammer Kaddafi gibi, İsrail’in bilinen en büyük düşmanlarının ortadan kaldırıldığı ve milyonlarca Müslümanın katledildiği operasyonlarda, ABD ve İsrail’e doğrudan destek vermiştir. Saddam’la bazı önemsiz sorunlar yaşanmış olsa da, Kaddafi, her durumda batılı ülkeler karşısında, Türkiye’nin arkasında kaya gibi yer almıştır. Örneğin, Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra yıllarca devam eden ABD ambargosuna karşı Kaddafi, Türkiye’nin petrol ihtiyacının neredeyse tamamına yakınını karşılamış, hatta çok sayıda uçağını Türkiye’nin emrine verebileceğini açıklamıştır.   TÜRKİYE, İSRAİL’E NEDEN ETKİLİ YAPTIRIM UYGULAMIYOR? Erdoğan’ın ve AK Parti iktidarının, iç kamuoyuna karşı palavradan söylemler dışında, İsrail’le en küçük bir sorununun olmadığı gayet açıktır. Nitekim, 07 Ekim 2023 tarihindeki HAMAS saldırısından sonra, İsrail’in Gazze’ye yönelik olarak başlattığı savaş sürecinde Türkiye’nin, İsrail’i durduracak en küçük bir girişimi olmamıştır. Sürekli olarak “Katil İsrail, katil Netanyahu vb. gibi”, devlet ve diplomasi diline sığmayacak ifadelerle, sözde İsrail’i eleştirmekte olan Erdoğan, Türkiye üzerinden İsrail’e petrol taşımacılığı hususunda, bugüne kadar tek kelime etmediği gibi, bu konuda en küçük bir kısıtlama girişimi de olmamıştır. Kerkük-Yumurtalık ve Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hatları’ndan gelen ham petrolü, İskenderun limanından İsrail’e taşımakta olan tankerlerin kimlere ait olduğunu da, nedense hiç kimse kamuoyuna anlatmıyor! Sözde muhalif gazeteciler, gerçekte ne iş yaparlar çok merak ediyorum. İthalatının çok büyük bir bölümünü Türkiye’den sağlayan İsrail’e mal götüren gemilerin seferleri de aksamadan uzun süre devam etmiş, ancak konu kamuoyunda tepkiye neden olunca, gemilerin rotaları Yunanistan üzerinden değiştirilmiştir. Yani, daha önce Türkiye’den kalkıp doğruca İsrail’e giden ticari gemiler, şimdi önce Yunanistan’ın Pire limanına uğruyor, güya Türkiye’den aldığı yükü orada boşaltıyor(?) ve sonra da, Pire limanında yapılan yükleme gereği İsrail’e gidiyor!!! Kısacası, İsrail’in, Türkiye’den kaynaklanan bir nedenle, herhangi bir şekilde sıkıntıya girmemesine dikkat ediliyor.   BOP OPERASYONLARINDA, MİLYONLARCA MÜSLÜMAN KATLEDİLİYOR! Gelelim, BOP kapsamında sınırları ve rejimleri değiştirilecek 23 İslam ülkesi meselesine. Aralarında Türkiye’nin de yer aldığı, İslam İşbirliği Konferansı’na üye 57 tane ülke var ve bunların yarısına yakını, siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel operasyonlara tabi tutulacak. ABD, İngiltere ve İsrail’in öncülük ettiği BOP operasyonları, planlandığı şekilde devam ediyor ve operasyonlarda Müslümanların katlediliyor olması, BOP Eşbaşkanı Erdoğan liderliğindeki AK Parti iktidarını zerre kadar ilgilendirmiyor. İşin en hazin yönü ise, 2002’den bu yana AK Parti’ye oy vermekte olan toplum kesimlerinin de, böylesine devasa Müslüman katliamlarına yol açan BOP operasyonlarına, en küçük bir itirazlarının olmaması. Sözde “dini hizmet (bu ne demekse artık)” gerekçesi ile ortaya çıkan tarikat, cemaat, vakıf vb. gibi ad ve statülerdeki bir dünya örgütten, AK Parti döneminde Türkiye’nin de içinde yer aldığı bu BOP operasyonları konusunda tek kelime olsun ses çıkmıyor. Ancak, BOP kapsamında sınırları ve rejimleri değiştirilecek ülkelerin en önemlisinin Türkiye olduğu son derece açıktır. Türkiye’ye yönelik BOP operasyonu başladığında ne kadar insanın katledilmesi ile tamamlanacağını kestirmek, bugün için çok zordur. Ancak, o gün geldiğinde meydana gelecek can kayıplarımızın, Çanakkale’de kaybettiklerimizin en az 10-15 katı olacağını tahmin etmek zor değil. 35 milyon nüfuslu Irak’a yönelik operasyonlarda 1 milyon 500 bin Müslüman katledilmişti. Eğer bunu baz alacak olursak, 86 milyon nüfuslu Türkiye’de katledilecek insan sayısının, 4 ila 5 milyon arasında olacağı tahmin edilebilir.   TÜRKİYE’DE, BİRBİRLERİNİ KATLEDECEK DÜŞMAN CEPHELER YARATILAMAZ! “İslam ülkesi” denen tüm diğer devletlere kıyasla en gelişmiş olan Müslüman toplum Türkiye’de yaşıyor. O nedenle, Türkiye’ye kıyasla hayli geri kalmış toplum yapılarına sahip ülkelerdeki BOP operasyonları nispeten çok daha kolaydır. Ama, Türkiye gibi bir ülkede benzer bir operasyon yapmak çok zordur ve çok daha karmaşık bazı çalışmaların yapılması gerekir. Öncelikle, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, devletlerine ve ülkelerine bağlılık temelindeki birliğini ve bütünlüğünü bozmalı ve ülke içinde “birbirleri ile düşman” toplum kesimleri yaratılmalı. Bu olmadan (ki Türkiye’de, bu hiç de kolay bir iş değildir), yani kritik durumlarda tüm halkın bir bütün halinde hareket edebildiği bir ülkeye, Irak, Suriye, Libya vb. gibi ülkelere çekilen türden operasyon çekmek imkansızdır. O nedenle, varılmak istenen asıl hedefin ne olduğu hususunda halkı uyandırmadan halkın birlik ve bütünlüğünü (birbirlerine saldıracak düzeyde) bozmak gerekiyor ki Türkiye, çok uzun zamandan beri bu tür politikalarla hırpalanıyor. PKK ve siyasi uzantılarının bu konuda işe yaramayacakları anlaşılmış olmalıdır. Devlet Bahçeli’nin, 22 Ekim 2024 tarihindeki “Öcalan gelsin mecliste DEM Parti Grubu’nda konuşsun…” çıkışı ile başlatılan sözde “çözüm (bana göre ihanet) süreci” ile gelinen noktadan sonraki toplum mühendisliği uygulamalarında, Adalet ve İçişleri Bakanlıkları birinci derecede önem taşımaktadır. O nedenle, bu bakanlıklardan beklenen işlerin olabildiğince başarı ile yerine getirilmesi bakımından, “bilgi, beceri ve deneyim (yani liyakat)” son derece büyük bir önem arz ediyor. İşte, Adalet ve İçişleri Bakanlıklarına yapılan bu son atamaları, asıl bu perspektiften değerlendirmek gerekiyor.   HERKES, NEDEN SADECE SOFRADAKİ GARNİTÜRLERİ VE SOSLARI KONUŞUYOR? Ne var ki, iktidar ve muhalefet kesimlerinde konuşlanmış bulunan siyasetçilerin kahir ekseriyetinin açıklamaları ile gerek gazete, TV, radyo vb. gibi konvansiyonel medya organlarının yayınlarında ve gerekse internet mecralarında yapılan yorumlarda ve analizlerde, çok ilginçtir, bu yazıda konu edilen hususlara hiç değinilmiyor! Şimdiye kadar kamuoyuna yansıyan açıklama ve yorumların tamamı, iktidar cenahı içindeki siyasi klik mücadeleleri bağlamında yapılıyor. Evet, belki bu atamaların, siyasetteki iç mücadelelerle de bir alakası kurulabilir elbette. Ama, Erdoğan, Gürlek ve Çiftçi’yi bu görevlere atarken, parti içindeki iç mücadele dinamiklerini, sofradaki “ana yemek” olarak değil, belki “garnitür ve soslar” gibi değerlendirmiştir. Yeni Adalet ve İçişleri Bakanlarının ortak mesailerinin ürünlerini, önümüzdeki aylarda göreceğiz. Bugün bu ürünlerin, devletimizin ve milletimizin bekası açısından hayırlı olacağını söylemek çok zordur. Ümidimiz odur ki, ülkede birileri çıkar ve Erdoğan’ın atmakta olduğu adımların, son derece karanlıkta olan arka cephelerini aydınlatır. Bilindiği kadarı ile kayda değer hiçbir eğitimi olmayan, ömründe tek bir tane bile kitap okumamış olan birinin, 24 yıldır ortaya koyduğu bu siyasi performansın asıl kaynağı ve sahibi olduğu düşünülemez. 2002’den bu yana Türkiye’nin, ülkemizde ve dünyada, gerçekte nelerin olup bitmekte olduğuna halkı uyandırmadan, tüm gelişmeleri planlayan ve icra usullerini belirleyen oldukça güçlü bir kadro tarafından dönüştürülmekte olduğunu söylemek, hiç de abartılı değildir. Ne yazıktır ki ülkemiz bugün, bu düzeydeki hadiseleri tanımlayacak ve doğru bir şekilde analiz edecek entelektüel kapasiteden yoksundur. ____________ (*) BOP’un kapsama alanında yer alan 23 ülkenin (Moritanya, Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Sudan, Lübnan, Filistin, Ürdün, Suriye, Türkiye, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Yemen, İran, Pakistan ve Afganistan) hepsi de, ABD’nin “stratejik enerji kaynaklarının ve başlıca ulaştırma hatlarının denetim altında tutulmasına yönelik” ulusal çıkarları ile örtüşen ülkeler olması dikkat çekicidir.
Ekleme Tarihi: 23 Şubat 2026 -Pazartesi

SON BAKAN ATAMALARININ ARKA PLANI

Erdoğan’ın, Başbakan olduğu günden bu yana yaptığı atamaların kahir ekseriyeti, “liyakat” bakımından sürekli olarak eleştirildi. Ama, İçişleri ve Adalet Bakanlıklarına yaptığı şu son atamalarla ilgili olarak, sanırım “liyakat” tartışması yapılamaz. Çünkü, yeni bakanların her ikisi de, hem eğitim ve hem de deneyim bakımlarından, kendi konularında hayli birikimli insanlar. Gerek Adalet Bakanlığı’na atanan Akın Gürlek’in ve gerekse İçişleri Bakanlığı’na atanan Mustafa Çiftçi’nin, TBMM kürsüsünde ettikleri yemin kapsamında, devlete ne derece bağlı kalacakları konusu, kendileriyle ilgili eleştirilerin ana eksenini teşkil ediyor.

Her iki bakanın da geçmişlerine bakıldığında, bunların ortak kıblesinin “devlet” değil, “saray” olduğu gayet açıktır. Görev ve sorumluluk alanları neredeyse tümüyle üst üste çakışmakta olan bu iki bakanlığa yapılan bu atamaların, Erdoğan dönemi bağlamında, fevkalade stratejik derinliğinin olduğunu söylemek yanlış olmaz.

 

BOP VE ERDOĞAN’IN EŞBAŞKANLIĞI

AK Parti’nin tek başına iktidara geldiği (ya da, bazılarına göre “getirildiği”) 2002 yılını takip eden birkaç yılı, “gözlem ve inceleme dönemi” olarak değerlendirmek gerekiyor. Bilindiği üzere 2004 yılında, ABD’nin güneydoğusunda, Georgia eyaletinin Atlas okyanusu kıyısında yer alan Sea Island’da gerçekleştirilen G-8 zirvesine davet edilen Erdoğan’a, “Büyük Ortadoğu (ya da Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika) Projesi (BOP)”nin Eşbaşkanlığı görevi tevdi edilmişti. Erdoğan o yıllarda, böyle bir görevin kendisine tevdi edilmiş olmasından övünerek söz ediyordu. Ancak, muhalefet bu meseleyi diline dolayınca ve halktan da destek görmeyince, 2011’den sonra, bu “eşbaşkanlık” konusunu ağzına almıyor ise de, o günden bu yana, başta Irak ve Suriye olmak üzere, Kuzey Afrika ülkelerinde (ve şimdi de İran’da) meydana gelen olaylar, BOP’un devam etmekte olduğunu, son derece açık bir şekilde gösteriyor. Bu projede, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki 23 İslam ülkesinin rejimlerinin ve sınırlarının değiştirilmesi öngörülüyor(*).

Türkiye, Irak’ta, Suriye’de ve Kuzey Afrika ülkelerinde katledilen milyonlarca insanın “Müslüman” olduklarını hiç düşünmeden, BOP kapsamında kendisine verilen tüm görevleri büyük bir sadakatle yerine getirmiştir. Her ağzını açtığında İsrail’e demediğini bırakmayan Erdoğan, Irak’ta Saddam Hüseyin ve Libya’da Muammer Kaddafi gibi, İsrail’in bilinen en büyük düşmanlarının ortadan kaldırıldığı ve milyonlarca Müslümanın katledildiği operasyonlarda, ABD ve İsrail’e doğrudan destek vermiştir. Saddam’la bazı önemsiz sorunlar yaşanmış olsa da, Kaddafi, her durumda batılı ülkeler karşısında, Türkiye’nin arkasında kaya gibi yer almıştır. Örneğin, Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra yıllarca devam eden ABD ambargosuna karşı Kaddafi, Türkiye’nin petrol ihtiyacının neredeyse tamamına yakınını karşılamış, hatta çok sayıda uçağını Türkiye’nin emrine verebileceğini açıklamıştır.

 

TÜRKİYE, İSRAİL’E NEDEN ETKİLİ YAPTIRIM UYGULAMIYOR?

Erdoğan’ın ve AK Parti iktidarının, iç kamuoyuna karşı palavradan söylemler dışında, İsrail’le en küçük bir sorununun olmadığı gayet açıktır. Nitekim, 07 Ekim 2023 tarihindeki HAMAS saldırısından sonra, İsrail’in Gazze’ye yönelik olarak başlattığı savaş sürecinde Türkiye’nin, İsrail’i durduracak en küçük bir girişimi olmamıştır. Sürekli olarak “Katil İsrail, katil Netanyahu vb. gibi”, devlet ve diplomasi diline sığmayacak ifadelerle, sözde İsrail’i eleştirmekte olan Erdoğan, Türkiye üzerinden İsrail’e petrol taşımacılığı hususunda, bugüne kadar tek kelime etmediği gibi, bu konuda en küçük bir kısıtlama girişimi de olmamıştır. Kerkük-Yumurtalık ve Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hatları’ndan gelen ham petrolü, İskenderun limanından İsrail’e taşımakta olan tankerlerin kimlere ait olduğunu da, nedense hiç kimse kamuoyuna anlatmıyor! Sözde muhalif gazeteciler, gerçekte ne iş yaparlar çok merak ediyorum.

İthalatının çok büyük bir bölümünü Türkiye’den sağlayan İsrail’e mal götüren gemilerin seferleri de aksamadan uzun süre devam etmiş, ancak konu kamuoyunda tepkiye neden olunca, gemilerin rotaları Yunanistan üzerinden değiştirilmiştir. Yani, daha önce Türkiye’den kalkıp doğruca İsrail’e giden ticari gemiler, şimdi önce Yunanistan’ın Pire limanına uğruyor, güya Türkiye’den aldığı yükü orada boşaltıyor(?) ve sonra da, Pire limanında yapılan yükleme gereği İsrail’e gidiyor!!! Kısacası, İsrail’in, Türkiye’den kaynaklanan bir nedenle, herhangi bir şekilde sıkıntıya girmemesine dikkat ediliyor.

 

BOP OPERASYONLARINDA, MİLYONLARCA MÜSLÜMAN KATLEDİLİYOR!

Gelelim, BOP kapsamında sınırları ve rejimleri değiştirilecek 23 İslam ülkesi meselesine. Aralarında Türkiye’nin de yer aldığı, İslam İşbirliği Konferansı’na üye 57 tane ülke var ve bunların yarısına yakını, siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel operasyonlara tabi tutulacak. ABD, İngiltere ve İsrail’in öncülük ettiği BOP operasyonları, planlandığı şekilde devam ediyor ve operasyonlarda Müslümanların katlediliyor olması, BOP Eşbaşkanı Erdoğan liderliğindeki AK Parti iktidarını zerre kadar ilgilendirmiyor. İşin en hazin yönü ise, 2002’den bu yana AK Parti’ye oy vermekte olan toplum kesimlerinin de, böylesine devasa Müslüman katliamlarına yol açan BOP operasyonlarına, en küçük bir itirazlarının olmaması.

Sözde “dini hizmet (bu ne demekse artık)” gerekçesi ile ortaya çıkan tarikat, cemaat, vakıf vb. gibi ad ve statülerdeki bir dünya örgütten, AK Parti döneminde Türkiye’nin de içinde yer aldığı bu BOP operasyonları konusunda tek kelime olsun ses çıkmıyor. Ancak, BOP kapsamında sınırları ve rejimleri değiştirilecek ülkelerin en önemlisinin Türkiye olduğu son derece açıktır. Türkiye’ye yönelik BOP operasyonu başladığında ne kadar insanın katledilmesi ile tamamlanacağını kestirmek, bugün için çok zordur. Ancak, o gün geldiğinde meydana gelecek can kayıplarımızın, Çanakkale’de kaybettiklerimizin en az 10-15 katı olacağını tahmin etmek zor değil. 35 milyon nüfuslu Irak’a yönelik operasyonlarda 1 milyon 500 bin Müslüman katledilmişti. Eğer bunu baz alacak olursak, 86 milyon nüfuslu Türkiye’de katledilecek insan sayısının, 4 ila 5 milyon arasında olacağı tahmin edilebilir.

 

TÜRKİYE’DE, BİRBİRLERİNİ KATLEDECEK DÜŞMAN CEPHELER YARATILAMAZ!

“İslam ülkesi” denen tüm diğer devletlere kıyasla en gelişmiş olan Müslüman toplum Türkiye’de yaşıyor. O nedenle, Türkiye’ye kıyasla hayli geri kalmış toplum yapılarına sahip ülkelerdeki BOP operasyonları nispeten çok daha kolaydır. Ama, Türkiye gibi bir ülkede benzer bir operasyon yapmak çok zordur ve çok daha karmaşık bazı çalışmaların yapılması gerekir. Öncelikle, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, devletlerine ve ülkelerine bağlılık temelindeki birliğini ve bütünlüğünü bozmalı ve ülke içinde “birbirleri ile düşman” toplum kesimleri yaratılmalı. Bu olmadan (ki Türkiye’de, bu hiç de kolay bir iş değildir), yani kritik durumlarda tüm halkın bir bütün halinde hareket edebildiği bir ülkeye, Irak, Suriye, Libya vb. gibi ülkelere çekilen türden operasyon çekmek imkansızdır. O nedenle, varılmak istenen asıl hedefin ne olduğu hususunda halkı uyandırmadan halkın birlik ve bütünlüğünü (birbirlerine saldıracak düzeyde) bozmak gerekiyor ki Türkiye, çok uzun zamandan beri bu tür politikalarla hırpalanıyor. PKK ve siyasi uzantılarının bu konuda işe yaramayacakları anlaşılmış olmalıdır.

Devlet Bahçeli’nin, 22 Ekim 2024 tarihindeki “Öcalan gelsin mecliste DEM Parti Grubu’nda konuşsun…” çıkışı ile başlatılan sözde “çözüm (bana göre ihanet) süreci” ile gelinen noktadan sonraki toplum mühendisliği uygulamalarında, Adalet ve İçişleri Bakanlıkları birinci derecede önem taşımaktadır. O nedenle, bu bakanlıklardan beklenen işlerin olabildiğince başarı ile yerine getirilmesi bakımından, “bilgi, beceri ve deneyim (yani liyakat)” son derece büyük bir önem arz ediyor. İşte, Adalet ve İçişleri Bakanlıklarına yapılan bu son atamaları, asıl bu perspektiften değerlendirmek gerekiyor.

 

HERKES, NEDEN SADECE SOFRADAKİ GARNİTÜRLERİ VE SOSLARI KONUŞUYOR?

Ne var ki, iktidar ve muhalefet kesimlerinde konuşlanmış bulunan siyasetçilerin kahir ekseriyetinin açıklamaları ile gerek gazete, TV, radyo vb. gibi konvansiyonel medya organlarının yayınlarında ve gerekse internet mecralarında yapılan yorumlarda ve analizlerde, çok ilginçtir, bu yazıda konu edilen hususlara hiç değinilmiyor! Şimdiye kadar kamuoyuna yansıyan açıklama ve yorumların tamamı, iktidar cenahı içindeki siyasi klik mücadeleleri bağlamında yapılıyor. Evet, belki bu atamaların, siyasetteki iç mücadelelerle de bir alakası kurulabilir elbette. Ama, Erdoğan, Gürlek ve Çiftçi’yi bu görevlere atarken, parti içindeki iç mücadele dinamiklerini, sofradaki “ana yemek” olarak değil, belki “garnitür ve soslar” gibi değerlendirmiştir.

Yeni Adalet ve İçişleri Bakanlarının ortak mesailerinin ürünlerini, önümüzdeki aylarda göreceğiz. Bugün bu ürünlerin, devletimizin ve milletimizin bekası açısından hayırlı olacağını söylemek çok zordur. Ümidimiz odur ki, ülkede birileri çıkar ve Erdoğan’ın atmakta olduğu adımların, son derece karanlıkta olan arka cephelerini aydınlatır. Bilindiği kadarı ile kayda değer hiçbir eğitimi olmayan, ömründe tek bir tane bile kitap okumamış olan birinin, 24 yıldır ortaya koyduğu bu siyasi performansın asıl kaynağı ve sahibi olduğu düşünülemez.

2002’den bu yana Türkiye’nin, ülkemizde ve dünyada, gerçekte nelerin olup bitmekte olduğuna halkı uyandırmadan, tüm gelişmeleri planlayan ve icra usullerini belirleyen oldukça güçlü bir kadro tarafından dönüştürülmekte olduğunu söylemek, hiç de abartılı değildir. Ne yazıktır ki ülkemiz bugün, bu düzeydeki hadiseleri tanımlayacak ve doğru bir şekilde analiz edecek entelektüel kapasiteden yoksundur.

____________

(*) BOP’un kapsama alanında yer alan 23 ülkenin (Moritanya, Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Sudan, Lübnan, Filistin, Ürdün, Suriye, Türkiye, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Yemen, İran, Pakistan ve Afganistan) hepsi de, ABD’nin “stratejik enerji kaynaklarının ve başlıca ulaştırma hatlarının denetim altında tutulmasına yönelik” ulusal çıkarları ile örtüşen ülkeler olması dikkat çekicidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve balikesirartihaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.