deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler

Ramazan Aydın
Köşe Yazarı
Ramazan Aydın
 

KOMİSYON, BEKLENTİLER, TALEPLER VE GERÇEKLER

Konuya girmeden önce, belki en son söylenebilecek bir hususu en başta ifade etmek gerekiyor: Şu “Terörsüz Türkiye” denen süreçle ilgili olarak, tamamı dahilde olan faktörlerle kurulacak hiçbir denklem, bize “çözüm” adına en küçük bir umut vermiyor! Bu durumda, insanların kafalarında bir nebze de olsa bir umut ışığının yanabilmesi için, acaba denkleme hangi dış faktörler ve etkenler dahil edilecek? Elbette, bugün bu soruya cevap vermek imkansızdır. Ama, er ya da geç, şöyle ya da böyle, bu sorunun cevabını vermek gerekecektir. Bu arada, görünen ve anlaşılan o ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’nde kurulan ve ilk toplantısını 05.08.2025 tarihinde TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş Başkanlığında gerçekleştiren Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu (Terörsüz Türkiye Komisyonu), İYİ Parti (3 üye) dışında, mecliste temsil edilen partilerin, kendilerine tahsis edilen üye sayıları (toplam 48 üye) ile çalışmalarını sürdürüyor (*). Bu ilk toplantılarda, belli kesimlerden temsilciler davet edilerek, görüşleri alınıyor. İlk toplantısında çalışma esasları ve ilkeleri belirlenen Komisyonun, 8 Ağustos günü “tam kapalı (gizli)” olarak yapılan ikinci toplantısında, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın tarafından, güvenlikle ilgili sunumların yapıldığı açıklandı.   KOMİSYON’UN TOPLANTILAR SERİSİ DEVAM EDİYOR 12 Ağustos günü yapılan 3. toplantıda, siyasi parti temsilcileri, Komisyon’da dinlemek üzere davet edilmelerini istedikleri, partileri tarafından belirlenen kişi ve kuruluşlarla ilgili listeleri sundular. Komisyon, 20-21 Ağustos günlerinde yapılan 4. toplantısında, şehit yakınlarını ve gazileri dinledi. 20 Ağustos günü gerçekleştirilen 5. toplantıdan sonra TBMM’nin resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Cumartesi Anneleri” ve “Barış Anneleri” ile İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği, Tahir Elçi İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hak ve Hürriyetleri ve İnsani Yardım Vakfı temsilcilerinin dinlendiği ve Komisyon’un 27 Ağustos Çarşamba günü gerçekleştirileceği 6. toplantısında TBMM Başkanlarının, 28 Ağustos Perşembe günü gerçekleştireceği 7. toplantıda ise, Türk Tabipler Birliği (TTB) ve hukukçuların dinlenecekleri bildirildi. Kısaca, Komisyonla ilgili kamuoyu ile paylaşılan bilgiler bunlar. Ancak, gerek (TV, gazete ve radyo gibi) konvansiyonel medya organlarında ve gerekse internetteki sosyal medya mecralarında, “Terörsüz Türkiye” diye adlandırılan süreçle ilgili olarak, takibi neredeyse imkansız denecek ölçüde farklı yayınlar ve paylaşımlar yapılıyor. Yapılan yayınlarda ve paylaşımlarda yer alan bilgilerin ne derece doğru ya da gerçek dışı olduğunun anlaşılması bir yana, sözde “siyasi analiz” denilerek, akıl almayacak saçmalıklar arasında, neyin gerçek neyin hayali olduğunu ayırt etme imkanı da kalmıyor. Dahası, konuyla alakalı olarak, farklı amaçlara hizmet eden kurgulanmış yayınlar ve paylaşımlar sebebiyle, sağlıklı bir kamuoyu oluşması oldukça zor görünüyor. Sürecin resmileştiği günden bu yana, insanların kafalarına takılan sorulara henüz makul hiçbir cevap üretilebilmiş değil! Örneğin, Devlet Bahçeli’nin, “Öcalan gelsin, mecliste DEM Parti Grubu’na konuşsun” dediği o malum açıklamasını yaptığı 22 Ekim 2024 tarihinden bu yana gerek PKK elebaşıları ve gerekse DEM Parti yöneticileri tarafından dile getirilen hususlarda, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti açısından çözümü fevkalade zor görünen taleplerle ilgili gelişmeler hususunda, henüz hiçbir bilgi yoktur. Öte yandan, şehit ailelerini ve gazileri tatmin edecek ne gibi çözüm tekliflerinin ortaya konabileceği hususunda da henüz hiçbir gelişme yoktur. Mamafih Komisyon, geçen hafta şehit ailelerinin ve gazilerin temsilcilerini dinlemiştir. Onların ifadeleri ve talepleri ile PKK-DEM cephesinin talepleri arasındaki akıllara zarar mesafe nasıl kapatılacaktır? Bu konuda kafa yorulduğunda, akla gelen tüm yollar, şehit ailelerinin ve gazilerin tamamen yok sayılacakları bir çıkmazda bitiyor.   KOMİSYON, HALKA NE DERECE GÜVEN VERİYOR? Konuyla ilgili diğer bir zayıf nokta, Komisyon’a başkanlık etmekte olan Numan Kurtulmuş’un kişisel özellikleri ve insanlara güven vermeyen karakteridir. Hiç kimse, son tahlilde (siyasi geçmişindeki tutarsızlıklar ve attığı her adımda, önemli çıkarlar elde ediyor olması sebebiyle) Numan Kurtulmuş’un Türk milletinin lehinde bir tutum içinde olacağını beklemez. Milletimizi ve devletimizi kırk yılı aşkın bir süredir meşgul eden, yüz milyarlarca Dolar milli kaynak kaybına yol açan, yarım asrımızı heba eden PKK terörünün muhasebesini yapabilmek, öyle olay bir iş değildir. Öyle, “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” gibi, millet nezdinde hiçbir gerçek karşılığı bulunmayan, aksine bu ifadeyle çelişen sayısız hadiselerin yaşandığı bir ülkede, PKK terörünü gerçekten bitirecek sağlıklı bir denklem kurulamayacağı gibi, kurulan denklemlerin hiçbirinden de parlak ifadelerle halka anlatılan ve arzu edilen sonuçlar çıkmayacaktır. Bunu anlamak ve görmek için, öyle allame filan olmaya da gerek yoktur; son 10 ayı aşkın bir süredir, PKK elebaşılarının ve DEM Parti yetkililerinin, birbirleriyle örtüşmekte olan açıklamaları ve taleplerini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk Milletinin tarihteki ve haldeki gerçekleri ile telif etmek nasıl mümkün olacak? Ortada, 50 bini aşkın şehit ailesi ile bunun birkaç katı gazi varken, akraba çevreleri ile 2 milyonu bulan bu insanların ciğer yangınlarını söndürebilecek herhangi bir imkan bu denkleme dahil edilebilir mi? Şu son derece açık bir şekilde söylenebilir ki; 15 Ağustos 1984 günü akşam saat 21:00 sularında gerçekleştirilen Hakkari’nin Şemdinli ve Siirt’in Eruh ilçelerindeki silahlı baskınlardan bu yana, devlette konuyla ilgili sorumluluk üstlenmiş olan hiç kimse, PKK ile gerçek bir mücadele yapmamıştır. Yapılan sözde operasyonların tamamı, “PKK’nın silahlı eylem gücünü arttırıcı ve örgütsel yapısını sağlamlaştırıcı” sonuçlar vermiştir. Zaman zaman, terörle mücadeleyi ciddiye alıp, PKK’ya gerçekten zarar verebilen operasyonlar yapmaya kalkan yetkililer, bir şekilde (öldürülerek ya da görevden uzaklaştırılarak) bertaraf edilmişlerdir(**).   GEÇMİŞTEKİ HÜKÜMETLER, PKK İLE GERÇEKTEN MÜCADELE ETTİLER Mİ? O yıllarda Başbakan ve sonra Cumhurbaşkanı olan Turgut Özal’ın “üç-beş çapulcu” vb. gibi, PKK terörü ile ilgili açıklamaları, devlet ciddiyetinden son derece uzaktır. Nitekim Özal, PKK terörünü hiçbir şekilde ciddiye almamıştır. Ondan sonra iktidara gelen partiler ve Başbakanlar da PKK’ya karşı gerçekten etkili olabilecek hiçbir mücadele yapmamışlardır. PKK terörü ile mücadele, çoğu zaman sahadaki fedakar güvenlik güçlerini yönetmekte olan komutanların ve amirlerin kişisel gayretlerine bırakılmıştır; bu gayretlerin, PKK’ya ciddi zararlar verdiği durumlarda ise, Ankara’da doğrudan mahalline müdahale edilerek, güvenlik kuvvetlerinin mücadeleleri etkisiz hale getirilmiştir. Bu konuda, basına sayısız bilgi yansımış olmasın rağmen, PKK yoluna devam etmiştir. Zaman içinde, PKK’ya verdiği desteği alenileştiren ABD, Türkiye Cumhuriyeti hükumetlerinin bilgisi ve onayı dahilinde, PKK’ya destek faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu arada, Suriye’deki gelişmeler bağlamında, 2014 yılında, binlerce PKK militanı Türkiye topraklarından Suriye’ye geçirilmiş ve PKK ile birlikte KCK (Koma Civakên Kurdistanê - Kürt Topluluklar Birliği) adlı üst yapıya bağlı PYD (Partiya Yekîtiya Demokrat - Suriye Demokratik Birlik Partisi)/YPG’ye (Yekîneyên Parastina Gel - Halk Savunma Birlikleri) katılmaları sağlanmıştır. Uzun sözün kısası, hangi açıdan ele alınırsa alınsın, Türkiye’nin 40 yılı aşkın süredir PKK ile ilgili tutumunun, “terörü gerçekten bitirme” amacına matuf olmadığı gayet açıktır. Yoksa, Türkiye Cumhuriyeti gibi bir devlet için PKK nedir Allah aşkına? Siyasi yetkili merci (meclis ya da hükümet) tarafından gerekli karar alındıktan sonra, tamamen askerî bir anlayışla gerçekleştirilecek tek bir harekatla, ortada ne PKK kalırdı ne de, İran (PJAK), Irak (PÇDK), Suriye (PYD-YPG) ve Türkiye’deki (PKK) tüm silahlı Kürt terör örgütlerinin bağlı bulundukları KCK diye bir şey olabilirdi.   TÜRKİYE’DEKİ MEVCUT SİYASİ KADRODAN NE BEKLENEBİLİR? Şu anda Türkiye’nin yönetiminde ve Türk siyasetinde etkili konumlarda bulunan kadronun siyasi ve kişisel geçmişlerine bakıldığında, yaklaşık 10 aydır, halka “Terörsüz Türkiye” söylemi ile propaganda edilmekte olan süreçten, Türk devleti ve milleti adına olumlu herhangi bir sonuç elde etmeleri beklenemez. Maalesef bu süreç de (çok büyük bir ihtimalle), 10.07.2014 tarih ve 6551 sayılı “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”la, 11 yıl önce başlatılan o ilk sözde “çözüm” süreci gibi, ülkemize pahalıya mal olacak; ama, PKK’ya yeni faaliyet alanları açacak ve imkanları sağlayacak sonuçlarla tamamlanacaktır. Tüm bunların, Türk milletinin millî siyasi iradesi ile yapılan işler olmadığını söylemek için kâhin olmaya gerek yok! Marifetnâme’de ne diyordu Erzurumlu İbrahim Hakkı; Hakk şerleri hayreyler, Zannetme ki gayreyler. Arif ânı seyreyler. Mevlam görelim neyler, Neylerse güzel eyler. _____________  (*)TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu: AK Parti 21, CHP 10, DEM Parti ve MHP 4’er, İYİ Parti ve Yeni Yol Partisi 3’er, HÜDA PAR, Yeniden Refah Partisi, TİP, EMEP, DSP ve DP 1’er (toplam 51) üye. İYİ Parti katılmayı reddettiğinden, Komisyon 48 üye ile toplanıyor. (**)Örneğin, Org. Eşref Bitlis’in (Ö. 17 Şubat 1993), Jan.Binb. Cem Ersever’in (Ö. 04 Kasım 1993) ve Gaffar Okan’ın (Ö. 24 Ocak 2001) öldürülmeleri ile Bülent Ecevit’in iktidardan düşürülmesi (03 Kasım 2002). -------------------- 25 Ağustos 2025
Ekleme Tarihi: 25 Ağustos 2025 -Pazartesi

KOMİSYON, BEKLENTİLER, TALEPLER VE GERÇEKLER

Konuya girmeden önce, belki en son söylenebilecek bir hususu en başta ifade etmek gerekiyor: Şu “Terörsüz Türkiye” denen süreçle ilgili olarak, tamamı dahilde olan faktörlerle kurulacak hiçbir denklem, bize “çözüm” adına en küçük bir umut vermiyor! Bu durumda, insanların kafalarında bir nebze de olsa bir umut ışığının yanabilmesi için, acaba denkleme hangi dış faktörler ve etkenler dahil edilecek? Elbette, bugün bu soruya cevap vermek imkansızdır. Ama, er ya da geç, şöyle ya da böyle, bu sorunun cevabını vermek gerekecektir.

Bu arada, görünen ve anlaşılan o ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’nde kurulan ve ilk toplantısını 05.08.2025 tarihinde TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş Başkanlığında gerçekleştiren Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu (Terörsüz Türkiye Komisyonu), İYİ Parti (3 üye) dışında, mecliste temsil edilen partilerin, kendilerine tahsis edilen üye sayıları (toplam 48 üye) ile çalışmalarını sürdürüyor (*). Bu ilk toplantılarda, belli kesimlerden temsilciler davet edilerek, görüşleri alınıyor. İlk toplantısında çalışma esasları ve ilkeleri belirlenen Komisyonun, 8 Ağustos günü “tam kapalı (gizli)” olarak yapılan ikinci toplantısında, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın tarafından, güvenlikle ilgili sunumların yapıldığı açıklandı.

 

KOMİSYON’UN TOPLANTILAR SERİSİ DEVAM EDİYOR

12 Ağustos günü yapılan 3. toplantıda, siyasi parti temsilcileri, Komisyon’da dinlemek üzere davet edilmelerini istedikleri, partileri tarafından belirlenen kişi ve kuruluşlarla ilgili listeleri sundular. Komisyon, 20-21 Ağustos günlerinde yapılan 4. toplantısında, şehit yakınlarını ve gazileri dinledi. 20 Ağustos günü gerçekleştirilen 5. toplantıdan sonra TBMM’nin resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Cumartesi Anneleri” ve “Barış Anneleri” ile İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği, Tahir Elçi İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hak ve Hürriyetleri ve İnsani Yardım Vakfı temsilcilerinin dinlendiği ve Komisyon’un 27 Ağustos Çarşamba günü gerçekleştirileceği 6. toplantısında TBMM Başkanlarının, 28 Ağustos Perşembe günü gerçekleştireceği 7. toplantıda ise, Türk Tabipler Birliği (TTB) ve hukukçuların dinlenecekleri bildirildi.

Kısaca, Komisyonla ilgili kamuoyu ile paylaşılan bilgiler bunlar. Ancak, gerek (TV, gazete ve radyo gibi) konvansiyonel medya organlarında ve gerekse internetteki sosyal medya mecralarında, “Terörsüz Türkiye” diye adlandırılan süreçle ilgili olarak, takibi neredeyse imkansız denecek ölçüde farklı yayınlar ve paylaşımlar yapılıyor. Yapılan yayınlarda ve paylaşımlarda yer alan bilgilerin ne derece doğru ya da gerçek dışı olduğunun anlaşılması bir yana, sözde “siyasi analiz” denilerek, akıl almayacak saçmalıklar arasında, neyin gerçek neyin hayali olduğunu ayırt etme imkanı da kalmıyor. Dahası, konuyla alakalı olarak, farklı amaçlara hizmet eden kurgulanmış yayınlar ve paylaşımlar sebebiyle, sağlıklı bir kamuoyu oluşması oldukça zor görünüyor.

Sürecin resmileştiği günden bu yana, insanların kafalarına takılan sorulara henüz makul hiçbir cevap üretilebilmiş değil! Örneğin, Devlet Bahçeli’nin, “Öcalan gelsin, mecliste DEM Parti Grubu’na konuşsun” dediği o malum açıklamasını yaptığı 22 Ekim 2024 tarihinden bu yana gerek PKK elebaşıları ve gerekse DEM Parti yöneticileri tarafından dile getirilen hususlarda, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti açısından çözümü fevkalade zor görünen taleplerle ilgili gelişmeler hususunda, henüz hiçbir bilgi yoktur. Öte yandan, şehit ailelerini ve gazileri tatmin edecek ne gibi çözüm tekliflerinin ortaya konabileceği hususunda da henüz hiçbir gelişme yoktur. Mamafih Komisyon, geçen hafta şehit ailelerinin ve gazilerin temsilcilerini dinlemiştir. Onların ifadeleri ve talepleri ile PKK-DEM cephesinin talepleri arasındaki akıllara zarar mesafe nasıl kapatılacaktır? Bu konuda kafa yorulduğunda, akla gelen tüm yollar, şehit ailelerinin ve gazilerin tamamen yok sayılacakları bir çıkmazda bitiyor.

 

KOMİSYON, HALKA NE DERECE GÜVEN VERİYOR?

Konuyla ilgili diğer bir zayıf nokta, Komisyon’a başkanlık etmekte olan Numan Kurtulmuş’un kişisel özellikleri ve insanlara güven vermeyen karakteridir. Hiç kimse, son tahlilde (siyasi geçmişindeki tutarsızlıklar ve attığı her adımda, önemli çıkarlar elde ediyor olması sebebiyle) Numan Kurtulmuş’un Türk milletinin lehinde bir tutum içinde olacağını beklemez. Milletimizi ve devletimizi kırk yılı aşkın bir süredir meşgul eden, yüz milyarlarca Dolar milli kaynak kaybına yol açan, yarım asrımızı heba eden PKK terörünün muhasebesini yapabilmek, öyle olay bir iş değildir.

Öyle, “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” gibi, millet nezdinde hiçbir gerçek karşılığı bulunmayan, aksine bu ifadeyle çelişen sayısız hadiselerin yaşandığı bir ülkede, PKK terörünü gerçekten bitirecek sağlıklı bir denklem kurulamayacağı gibi, kurulan denklemlerin hiçbirinden de parlak ifadelerle halka anlatılan ve arzu edilen sonuçlar çıkmayacaktır.

Bunu anlamak ve görmek için, öyle allame filan olmaya da gerek yoktur; son 10 ayı aşkın bir süredir, PKK elebaşılarının ve DEM Parti yetkililerinin, birbirleriyle örtüşmekte olan açıklamaları ve taleplerini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk Milletinin tarihteki ve haldeki gerçekleri ile telif etmek nasıl mümkün olacak? Ortada, 50 bini aşkın şehit ailesi ile bunun birkaç katı gazi varken, akraba çevreleri ile 2 milyonu bulan bu insanların ciğer yangınlarını söndürebilecek herhangi bir imkan bu denkleme dahil edilebilir mi?

Şu son derece açık bir şekilde söylenebilir ki; 15 Ağustos 1984 günü akşam saat 21:00 sularında gerçekleştirilen Hakkari’nin Şemdinli ve Siirt’in Eruh ilçelerindeki silahlı baskınlardan bu yana, devlette konuyla ilgili sorumluluk üstlenmiş olan hiç kimse, PKK ile gerçek bir mücadele yapmamıştır. Yapılan sözde operasyonların tamamı, “PKK’nın silahlı eylem gücünü arttırıcı ve örgütsel yapısını sağlamlaştırıcı” sonuçlar vermiştir. Zaman zaman, terörle mücadeleyi ciddiye alıp, PKK’ya gerçekten zarar verebilen operasyonlar yapmaya kalkan yetkililer, bir şekilde (öldürülerek ya da görevden uzaklaştırılarak) bertaraf edilmişlerdir(**).

 

GEÇMİŞTEKİ HÜKÜMETLER, PKK İLE GERÇEKTEN MÜCADELE ETTİLER Mİ?

O yıllarda Başbakan ve sonra Cumhurbaşkanı olan Turgut Özal’ın “üç-beş çapulcu” vb. gibi, PKK terörü ile ilgili açıklamaları, devlet ciddiyetinden son derece uzaktır. Nitekim Özal, PKK terörünü hiçbir şekilde ciddiye almamıştır. Ondan sonra iktidara gelen partiler ve Başbakanlar da PKK’ya karşı gerçekten etkili olabilecek hiçbir mücadele yapmamışlardır. PKK terörü ile mücadele, çoğu zaman sahadaki fedakar güvenlik güçlerini yönetmekte olan komutanların ve amirlerin kişisel gayretlerine bırakılmıştır; bu gayretlerin, PKK’ya ciddi zararlar verdiği durumlarda ise, Ankara’da doğrudan mahalline müdahale edilerek, güvenlik kuvvetlerinin mücadeleleri etkisiz hale getirilmiştir. Bu konuda, basına sayısız bilgi yansımış olmasın rağmen, PKK yoluna devam etmiştir.

Zaman içinde, PKK’ya verdiği desteği alenileştiren ABD, Türkiye Cumhuriyeti hükumetlerinin bilgisi ve onayı dahilinde, PKK’ya destek faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu arada, Suriye’deki gelişmeler bağlamında, 2014 yılında, binlerce PKK militanı Türkiye topraklarından Suriye’ye geçirilmiş ve PKK ile birlikte KCK (Koma Civakên Kurdistanê - Kürt Topluluklar Birliği) adlı üst yapıya bağlı PYD (Partiya Yekîtiya Demokrat - Suriye Demokratik Birlik Partisi)/YPG’ye (Yekîneyên Parastina Gel - Halk Savunma Birlikleri) katılmaları sağlanmıştır.

Uzun sözün kısası, hangi açıdan ele alınırsa alınsın, Türkiye’nin 40 yılı aşkın süredir PKK ile ilgili tutumunun, “terörü gerçekten bitirme” amacına matuf olmadığı gayet açıktır. Yoksa, Türkiye Cumhuriyeti gibi bir devlet için PKK nedir Allah aşkına? Siyasi yetkili merci (meclis ya da hükümet) tarafından gerekli karar alındıktan sonra, tamamen askerî bir anlayışla gerçekleştirilecek tek bir harekatla, ortada ne PKK kalırdı ne de, İran (PJAK), Irak (PÇDK), Suriye (PYD-YPG) ve Türkiye’deki (PKK) tüm silahlı Kürt terör örgütlerinin bağlı bulundukları KCK diye bir şey olabilirdi.

 

TÜRKİYE’DEKİ MEVCUT SİYASİ KADRODAN NE BEKLENEBİLİR?

Şu anda Türkiye’nin yönetiminde ve Türk siyasetinde etkili konumlarda bulunan kadronun siyasi ve kişisel geçmişlerine bakıldığında, yaklaşık 10 aydır, halka “Terörsüz Türkiye” söylemi ile propaganda edilmekte olan süreçten, Türk devleti ve milleti adına olumlu herhangi bir sonuç elde etmeleri beklenemez. Maalesef bu süreç de (çok büyük bir ihtimalle), 10.07.2014 tarih ve 6551 sayılı “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”la, 11 yıl önce başlatılan o ilk sözde “çözüm” süreci gibi, ülkemize pahalıya mal olacak; ama, PKK’ya yeni faaliyet alanları açacak ve imkanları sağlayacak sonuçlarla tamamlanacaktır. Tüm bunların, Türk milletinin millî siyasi iradesi ile yapılan işler olmadığını söylemek için kâhin olmaya gerek yok!

Marifetnâme’de ne diyordu Erzurumlu İbrahim Hakkı;

Hakk şerleri hayreyler,

Zannetme ki gayreyler.
Arif ânı seyreyler.

Mevlam görelim neyler,

Neylerse güzel eyler.

_____________

 (*)TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu: AK Parti 21, CHP 10, DEM Parti ve MHP 4’er, İYİ Parti ve Yeni Yol Partisi 3’er, HÜDA PAR, Yeniden Refah Partisi, TİP, EMEP, DSP ve DP 1’er (toplam 51) üye. İYİ Parti katılmayı reddettiğinden, Komisyon 48 üye ile toplanıyor.

(**)Örneğin, Org. Eşref Bitlis’in (Ö. 17 Şubat 1993), Jan.Binb. Cem Ersever’in (Ö. 04 Kasım 1993) ve Gaffar Okan’ın (Ö. 24 Ocak 2001) öldürülmeleri ile Bülent Ecevit’in iktidardan düşürülmesi (03 Kasım 2002).

--------------------

25 Ağustos 2025

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve balikesirartihaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.