deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler

Ramazan Aydın
Köşe Yazarı
Ramazan Aydın
 

VAY ANASINI! HEP BİRLİKTE AYAKTA ALKIŞLADILAR!

Geçen Perşembe günü,  TBMM’de partisinin haftalık olağan Grup Toplantısı’nda yaşananları, sanırım seyretmeyen ve hayretlerden hayretlere düşmeyen kalmamıştır!(*) Osmanlı Devleti’nin son yıllarındaki İttihat ve Terakki Fırkası’ndan sonra, Türk milliyetçilerinin en radikal siyasi partisi olan (ya da şimdilerde öyle “zannedilen”) MHP’de son bir yılı aşkın süredir yaşananları, Türk milliyetçiliği açısından anlamak imkansızdır! Yine böyle bir MHP Grup Toplantısı’nda, 22 Ekim 2024 tarihinde, PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın, gelip mecliste konuşmasına davetiye çıkaran Devlet Bahçeli’nin, eğer İmralı’ya hiç kimse gitmezse, kendisinin gidebileceğini açıklayarak, “dava arkadaşlarım” diye seslendiği partisinin TBMM Grubu’ndan bu konuda izin talep etmesi akıllar ötesi vahim bir durumdur. Ancak, Bahçeli’nin ifadelerinden çok daha vahim olanı, kendisini salonda dinlemekte olan herkesin ayağa kalkarak, kendisini coşku ile alkışlamasıdır (ekteki videonun 23. dakikası).   BAHÇELİ’NİN “DAVA” DEDİĞİ ŞEYİ, BİLEN VARSA BERİ GELSİN! Burada, Bahçeli’nin “dava arkadaşlarım” derken kullandığı “dava” kelimesi ile gerçekte hangi davayı kast ettiği kamuoyu tarafından bilinmediği gibi, parti teşkilatlarında ve tabanında da bilindiğini zannetmiyorum. Grup toplantısındaki bu konuşmasına bakıldığında, Bahçeli’nin “dava” kelimesiyle kastettiği şeyin, “Türk milliyetçiliği ve Turan davası” olmadığı gayet açıktır. Konuşmanın bütünü bize, Bahçeli’nin davasının, “PKK’nın Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı zaferini ilan ederek, ülkemiz topraklarının bir bölümünde ayrılıkçı ve kesinlikle de Türk düşmanı olması gereken bir devletin kurulması” olduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır. Görünen ve açıkça anlaşılan odur ki, AK Parti ve MHP öncülüğünde, TBMM’de kurulan ihanet komisyonuna (İYİ Parti dışında), DEM ve CHP başta olmak üzere, diğer partilerin de katılmaları ile “Terörsüz Türkiye” adıyla yürütülmekte olan girişimlerin tüm mahiyeti ve nihai hedefi artık açıkça orta çıkmış olmalıdır. Devlet Bahçeli’de ve partisinde depreşen bu PKK sevdasını, biz millet olarak nasıl anlayacağız ve yorumlayacağız? Birileri, 1984 yılında gerçekleştirdikleri ilk terör eylemlerinden (15.08.1984-Şemdinli ve Eruh saldırıları) bu yana, yaklaşık 56 bin insanımızın katili olan PKK karşısında devlete diz çöktürmeye çalışıyor! Türk ve dünya tarihinde, bu duruma örnek teşkil edecek herhangi bir olay var mı bilemiyorum. Ancak, tarihin bize öğrettiği gerçek şudur; “devletler, kendilerine ve vatandaşlarına yönelik terör eylemleri ve bu eylemleri yapan terör örgütleri karşısında diz çökmez!” Seyit Rıza denen bir hainin elebaşılığında, yeni kurulan Cumhuriyet’in egemenliğini tanımak istemeyen Dersim’e, on yılı aşkın bir süre defalarca “nasihat heyetleri” gönderilmiş olmasına rağmen, devlete karşı itaatsiz ve saldırgan tutumlarını değiştirmeyen Dersimliler, 1930-39 yıllarında devlet tarafından icra edilen operasyonlarla tedip edilmiş, isyanı örgütlemekte olan Seyit Rıza haini ve şürekası yakalanarak, yargılanmışlar ve pek çoğu idam edilmişlerdi. Ayrıca, şu ya da bu şekilde isyana katılmış olan aşiretler ve aileler, ülkenin dört bir yanına dağıtılmışlardı. O günden bu yana da, harekat sonrası Tunceli ili olarak yapılandırılan bölgede, devlete karşı en küçük bir kalkışma söz konusu olmamıştır.   TÜRKİYE CUMHURİYETİ TERÖR KARŞISINDA DİZ Mİ ÇÖKECEK? Bugün “Terörsüz Türkiye” söylemi ile PKK terör örgütü karşısında Türkiye Cumhuriyeti’ne diz çöktürmeye çalışanlar ittifak halinde, Cumhuriyet’in ilk yıllarında devlete karşı isyan eden ve yakalanıp yargılanarak idam edilen Seyit Rıza ve Şeyh Said gibi bazı hainleri “Doğu ve Güneydoğu Anadolu halklarının kahramanları” olarak, iade-i itibar girişimleri yapmaktadırlar. Bu girişimler, yürürlükteki hukuk sistemimize göre suç olmasına rağmen, unvanlarının başında “Cumhuriyet” ibaresi yer alan saray savcıları tarafından, yıllardır en küçük bir yasal işlem yapılmıyor! Aksine, sözde silah bıraktığı iddia edilen PKK terör örgütü, Güneydoğu Anadolu illerinde, aleni propaganda yürüyüşleri ile salon ve açık hava toplantıları düzenlemektedir. Saray savcıları, bunlar hakkında da kıllarını kıpırdatmıyorlar. Dokuz yıldır devam eden yargılama ve mahkumiyet sürecinde istinafa gitmeyi akıl etmeyen Demirtaş’ın avukatları ilk olarak, geçen 24 Eylül’de Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’ne istinaf başvurusu yaptılar. Bu başvuruda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin daha önce verdiği “hak ihlali ve tahliye kararları”na da atıfta bulunularak, Demirtaş’ın tahliye edilmesi talep ediliyor. Saray çevresinden kulislerden sızan bilgilere göre Erdoğan’ın, bu başvurunun önünü açacağı ve Demirtaş’ın önümüzdeki günlerde serbest kalacağı konuşuluyor... Eğer bu kulis dedikoduları doğru çıkarsa, Türk yargısının ne derece bağımsız(!) olduğunun bir kere daha düşünülmesi gerekecek. Türk siyasetinin, bir nebze olsun Türk Milletine hizmet etmesi bakımından, CHP’nin öncelikle o ihanet komisyonundan çekilmesi ve sonra da 1923 yılındaki kendi kuruluş ayarlarına dönmesi gerekiyor. CHP, kendi varoluşunu sağlayan tarihsel şartlarda oluşan ve “6 Ok”la ifade edilen kendi özüne döndürülemediğinde, hiçbirinin en küçük bir millî özelliği bulunmayan enva-i çeşit “sol” ideolojinin siyasi barınağı olarak kullanıldığı sürece, sadece CHP değil, Türk siyasetini işgal etmekte olan görüntü partilerinin hiçbiri, Türk Milletinin çıkarları doğrultusunda çalışamayacaktır. O nedenle, öncelikle CHP’nin içine düşürüldüğü siyasi bataklıktan kurtarılması gerekiyor. Kaldı ki, “Türkiye’nin, birtakım emperyalist proje partilerinin elinden kurtarılması” gibi çok önemli bir görev yıllardır bu milletin önünde duruyor.   BUNLARIN ALAYININ “ORTAK PAYDA”SI NE? Gerek Türkiye Cumhuriyeti ve gerekse topyekun Türk dünyası bakımından, millî çıkarlarımız konusunda (siyasi, bürokratik, askerî ve hukuki) en radikal kadrolara ve seçmen kitlesine sahip olması gereken MHP’nin, 15 Temmuz akşamından bu yana kendi varlığını tümüyle inkar edercesine, siyasi kıblesini emperyalist mahfiller yönüne çevirmiş olması hiçbir gerekçeyle ve nedenle izah edilemez! Merhum Alparslan Türkeş’in vefatından sonra, partinin tepesine çöreklenmiş olan, nesepleri tartışmalı birtakım kripto karakterler tarafından yeni baştan oluşturulan MHP’nin taşra teşkilat kadrolarının, çevrelerindeki insanların sorularına cevap verecek kabiliyette olmamaları, geleneksel Ülkücü Hareket tipolojisi ile uyumlu bir durum değildir. Genel olarak bakıldığında, Türk milliyetçiliğini temsil ettiği söylenen MHP’nin Türk milliyetçiliği ile, Atatürkçülüğü temsil ettiği söylenen CHP’nin Atatürkçülük ile ve Müslümanları temsil ettiği iddia edilen AK Parti’nin İslam diniyle alakalarının olmadığı gayet açıktır. Bu halleri ile bu üç partinin aynı ortak paydaya (henüz halk tarafından bilinmese de) sahip olduklarını düşünmek hiç de yanlış değildir. Eğer bu üç partinin paydaları aynı olmasaydı, kuruldukları günden bu yana bölücülüğe ve PKK terör örgütüne kaşı mücadele etme iddiasında olan AK Parti, MHP ve CHP’nin, esasen DEM Parti’nin öncülüğünde yürütülmekte olan ve halkın “Terörsüz Türkiye” söylemi ile aldatılmakta olduğu bu süreçte, aynı torbanın içinde olmaları ne ile izah edilebilir?   “100 YILLIK PARANTEZ”İ KAPATABİLECEKLER Mİ? 56 bin şehidin yakınlarının (anne-babaları, eşleri ve çocukları vb.) yıllardır yaşamakta oldukları acıları hiçe sayarcasına, TBMM çatısı altında terör örgütü elebaşına methiyeler düzülmesi ve onun lehine sloganlar atılması nasıl bir cüretkârlıktır. Öyle anlaşılıyor ki, bunlar yakında TBMM’nin de adını değiştirerek “millî meclis” olmaktan çıkaracaklar ve terör örgütüne mal olacak, federatif bir ifadeyi meclisin adı olarak halka dayatmaya kalkacaklar! Son 23 yıldır, daha önceki anlayışa ve siyasi kültüre göre “olmaz” denen o kadar çok şey, olağan hale geldi ki bu ülkede, meclisin “millî” olmaktan çıkarılarak federatif bir yapıya evrilmesi ve bu meyanda adının da bu doğrultuda değiştirilerek, Atatürk ve arkadaşlarının kurdukları millî devletimizin defterinin dürülmesi işten bile değildir. Bu arada, Ahmet Davutoğlu’nun, Dışişleri Bakanı olduğu günlerde, Cumhuriyet’le ilgili olarak kullandığı “100 yıllık parantezi kapatacağız” ifadesini ve AK Parti Balıkesir Milletvekili Tülay Babuşçu’nun, Cumhuriyet’le ilgili olarak, Facebook hesabında 15 Ocak 1915 tarihinde yaptığı, “600 yıllık İmparatorluğun 90 yıllık reklam arası sona erdi.” şeklindeki paylaşımını da hatırlatmak isterim. Her ne kadar Davutoğlu daha sonraki yıllarda AK Parti’den ayrılmışsa da (ve şu günlerde tekrar dönme sinyalleri veriyor), bu partinin önemli kurucularından biri olduğunu unutmamak gerekiyor. Davutoğlu ve Babuşçu, bu ifadeleri nedeniyle o günlerde kamuoyunda yoğun bir eleştiriye uğramış olsalar da, AK Parti’nin alttan alta, “parantez” ve “reklam arası” dedikleri Cumhuriyet’e karşı faaliyetleri, hiçbir şekilde hız kesmiş değildir. Görünen o ki, mevcut ihanet sürecini yürüten arka plandaki güç, AİHM’in son kararlarını gerekçe göstererek, iktidara önce Selahattin Demirtaş’ı serbest bıraktıracak, sonra da sıra Öcaslan’a belirledikleri o meş’um siyasi statüyü (Kurucu Önder) tesis edecekler. Tabii bununla ilgili olarak, AİHM’nin Demirtaş’la (Can Atalay ve cezaevlerindeki diğer bazı siyasilerle) ilgili daha önce verdiği kararların neden uygulanmadığını ve bugünkü kararların neden uygulandığını bunlara kimse sormayacak! Daha sonra da Öcalan’ın serbest bırakılacağı bir siyasi operasyonlar sürecini yaşayacağız. Günün sonunda da, Öcalan’ı bir siyasi partinin başında ve belki (özel uyduruk bir seçimle milletvekili yapılarak), mecliste de göreceğiz. Türk siyasetindeki mevcut yapıda, maalesef bu süreci durdurabilecek bir kabiliyet bulunmuyor! ________________ (*) https://www.youtube.com/watch?v=TWJc_S-ykgY (Lütfen, videonun tamamını izleyin, ancak 23. dakikasına özellikle dikkat…)
Ekleme Tarihi: 26 Kasım 2025 -Çarşamba

VAY ANASINI! HEP BİRLİKTE AYAKTA ALKIŞLADILAR!

Geçen Perşembe günü,  TBMM’de partisinin haftalık olağan Grup Toplantısı’nda yaşananları, sanırım seyretmeyen ve hayretlerden hayretlere düşmeyen kalmamıştır!(*) Osmanlı Devleti’nin son yıllarındaki İttihat ve Terakki Fırkası’ndan sonra, Türk milliyetçilerinin en radikal siyasi partisi olan (ya da şimdilerde öyle “zannedilen”) MHP’de son bir yılı aşkın süredir yaşananları, Türk milliyetçiliği açısından anlamak imkansızdır!

Yine böyle bir MHP Grup Toplantısı’nda, 22 Ekim 2024 tarihinde, PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın, gelip mecliste konuşmasına davetiye çıkaran Devlet Bahçeli’nin, eğer İmralı’ya hiç kimse gitmezse, kendisinin gidebileceğini açıklayarak, “dava arkadaşlarım” diye seslendiği partisinin TBMM Grubu’ndan bu konuda izin talep etmesi akıllar ötesi vahim bir durumdur. Ancak, Bahçeli’nin ifadelerinden çok daha vahim olanı, kendisini salonda dinlemekte olan herkesin ayağa kalkarak, kendisini coşku ile alkışlamasıdır (ekteki videonun 23. dakikası).

 

BAHÇELİ’NİN “DAVA” DEDİĞİ ŞEYİ, BİLEN VARSA BERİ GELSİN!

Burada, Bahçeli’nin “dava arkadaşlarım” derken kullandığı “dava” kelimesi ile gerçekte hangi davayı kast ettiği kamuoyu tarafından bilinmediği gibi, parti teşkilatlarında ve tabanında da bilindiğini zannetmiyorum. Grup toplantısındaki bu konuşmasına bakıldığında, Bahçeli’nin “dava” kelimesiyle kastettiği şeyin, “Türk milliyetçiliği ve Turan davası” olmadığı gayet açıktır. Konuşmanın bütünü bize, Bahçeli’nin davasının, “PKK’nın Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı zaferini ilan ederek, ülkemiz topraklarının bir bölümünde ayrılıkçı ve kesinlikle de Türk düşmanı olması gereken bir devletin kurulması” olduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır. Görünen ve açıkça anlaşılan odur ki, AK Parti ve MHP öncülüğünde, TBMM’de kurulan ihanet komisyonuna (İYİ Parti dışında), DEM ve CHP başta olmak üzere, diğer partilerin de katılmaları ile “Terörsüz Türkiye” adıyla yürütülmekte olan girişimlerin tüm mahiyeti ve nihai hedefi artık açıkça orta çıkmış olmalıdır.

Devlet Bahçeli’de ve partisinde depreşen bu PKK sevdasını, biz millet olarak nasıl anlayacağız ve yorumlayacağız? Birileri, 1984 yılında gerçekleştirdikleri ilk terör eylemlerinden (15.08.1984-Şemdinli ve Eruh saldırıları) bu yana, yaklaşık 56 bin insanımızın katili olan PKK karşısında devlete diz çöktürmeye çalışıyor! Türk ve dünya tarihinde, bu duruma örnek teşkil edecek herhangi bir olay var mı bilemiyorum. Ancak, tarihin bize öğrettiği gerçek şudur; “devletler, kendilerine ve vatandaşlarına yönelik terör eylemleri ve bu eylemleri yapan terör örgütleri karşısında diz çökmez!

Seyit Rıza denen bir hainin elebaşılığında, yeni kurulan Cumhuriyet’in egemenliğini tanımak istemeyen Dersim’e, on yılı aşkın bir süre defalarca “nasihat heyetleri” gönderilmiş olmasına rağmen, devlete karşı itaatsiz ve saldırgan tutumlarını değiştirmeyen Dersimliler, 1930-39 yıllarında devlet tarafından icra edilen operasyonlarla tedip edilmiş, isyanı örgütlemekte olan Seyit Rıza haini ve şürekası yakalanarak, yargılanmışlar ve pek çoğu idam edilmişlerdi. Ayrıca, şu ya da bu şekilde isyana katılmış olan aşiretler ve aileler, ülkenin dört bir yanına dağıtılmışlardı. O günden bu yana da, harekat sonrası Tunceli ili olarak yapılandırılan bölgede, devlete karşı en küçük bir kalkışma söz konusu olmamıştır.

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ TERÖR KARŞISINDA DİZ Mİ ÇÖKECEK?

Bugün “Terörsüz Türkiye” söylemi ile PKK terör örgütü karşısında Türkiye Cumhuriyeti’ne diz çöktürmeye çalışanlar ittifak halinde, Cumhuriyet’in ilk yıllarında devlete karşı isyan eden ve yakalanıp yargılanarak idam edilen Seyit Rıza ve Şeyh Said gibi bazı hainleri “Doğu ve Güneydoğu Anadolu halklarının kahramanları” olarak, iade-i itibar girişimleri yapmaktadırlar. Bu girişimler, yürürlükteki hukuk sistemimize göre suç olmasına rağmen, unvanlarının başında “Cumhuriyet” ibaresi yer alan saray savcıları tarafından, yıllardır en küçük bir yasal işlem yapılmıyor! Aksine, sözde silah bıraktığı iddia edilen PKK terör örgütü, Güneydoğu Anadolu illerinde, aleni propaganda yürüyüşleri ile salon ve açık hava toplantıları düzenlemektedir. Saray savcıları, bunlar hakkında da kıllarını kıpırdatmıyorlar.

Dokuz yıldır devam eden yargılama ve mahkumiyet sürecinde istinafa gitmeyi akıl etmeyen Demirtaş’ın avukatları ilk olarak, geçen 24 Eylül’de Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’ne istinaf başvurusu yaptılar. Bu başvuruda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin daha önce verdiği “hak ihlali ve tahliye kararları”na da atıfta bulunularak, Demirtaş’ın tahliye edilmesi talep ediliyor. Saray çevresinden kulislerden sızan bilgilere göre Erdoğan’ın, bu başvurunun önünü açacağı ve Demirtaş’ın önümüzdeki günlerde serbest kalacağı konuşuluyor... Eğer bu kulis dedikoduları doğru çıkarsa, Türk yargısının ne derece bağımsız(!) olduğunun bir kere daha düşünülmesi gerekecek.

Türk siyasetinin, bir nebze olsun Türk Milletine hizmet etmesi bakımından, CHP’nin öncelikle o ihanet komisyonundan çekilmesi ve sonra da 1923 yılındaki kendi kuruluş ayarlarına dönmesi gerekiyor. CHP, kendi varoluşunu sağlayan tarihsel şartlarda oluşan ve “6 Ok”la ifade edilen kendi özüne döndürülemediğinde, hiçbirinin en küçük bir millî özelliği bulunmayan enva-i çeşit “sol” ideolojinin siyasi barınağı olarak kullanıldığı sürece, sadece CHP değil, Türk siyasetini işgal etmekte olan görüntü partilerinin hiçbiri, Türk Milletinin çıkarları doğrultusunda çalışamayacaktır. O nedenle, öncelikle CHP’nin içine düşürüldüğü siyasi bataklıktan kurtarılması gerekiyor. Kaldı ki, “Türkiye’nin, birtakım emperyalist proje partilerinin elinden kurtarılması” gibi çok önemli bir görev yıllardır bu milletin önünde duruyor.

 

BUNLARIN ALAYININ “ORTAK PAYDA”SI NE?

Gerek Türkiye Cumhuriyeti ve gerekse topyekun Türk dünyası bakımından, millî çıkarlarımız konusunda (siyasi, bürokratik, askerî ve hukuki) en radikal kadrolara ve seçmen kitlesine sahip olması gereken MHP’nin, 15 Temmuz akşamından bu yana kendi varlığını tümüyle inkar edercesine, siyasi kıblesini emperyalist mahfiller yönüne çevirmiş olması hiçbir gerekçeyle ve nedenle izah edilemez! Merhum Alparslan Türkeş’in vefatından sonra, partinin tepesine çöreklenmiş olan, nesepleri tartışmalı birtakım kripto karakterler tarafından yeni baştan oluşturulan MHP’nin taşra teşkilat kadrolarının, çevrelerindeki insanların sorularına cevap verecek kabiliyette olmamaları, geleneksel Ülkücü Hareket tipolojisi ile uyumlu bir durum değildir.

Genel olarak bakıldığında, Türk milliyetçiliğini temsil ettiği söylenen MHP’nin Türk milliyetçiliği ile, Atatürkçülüğü temsil ettiği söylenen CHP’nin Atatürkçülük ile ve Müslümanları temsil ettiği iddia edilen AK Parti’nin İslam diniyle alakalarının olmadığı gayet açıktır. Bu halleri ile bu üç partinin aynı ortak paydaya (henüz halk tarafından bilinmese de) sahip olduklarını düşünmek hiç de yanlış değildir. Eğer bu üç partinin paydaları aynı olmasaydı, kuruldukları günden bu yana bölücülüğe ve PKK terör örgütüne kaşı mücadele etme iddiasında olan AK Parti, MHP ve CHP’nin, esasen DEM Parti’nin öncülüğünde yürütülmekte olan ve halkın “Terörsüz Türkiye” söylemi ile aldatılmakta olduğu bu süreçte, aynı torbanın içinde olmaları ne ile izah edilebilir?

 

“100 YILLIK PARANTEZ”İ KAPATABİLECEKLER Mİ?

56 bin şehidin yakınlarının (anne-babaları, eşleri ve çocukları vb.) yıllardır yaşamakta oldukları acıları hiçe sayarcasına, TBMM çatısı altında terör örgütü elebaşına methiyeler düzülmesi ve onun lehine sloganlar atılması nasıl bir cüretkârlıktır. Öyle anlaşılıyor ki, bunlar yakında TBMM’nin de adını değiştirerek “millî meclis” olmaktan çıkaracaklar ve terör örgütüne mal olacak, federatif bir ifadeyi meclisin adı olarak halka dayatmaya kalkacaklar! Son 23 yıldır, daha önceki anlayışa ve siyasi kültüre göre “olmaz” denen o kadar çok şey, olağan hale geldi ki bu ülkede, meclisin “millî” olmaktan çıkarılarak federatif bir yapıya evrilmesi ve bu meyanda adının da bu doğrultuda değiştirilerek, Atatürk ve arkadaşlarının kurdukları millî devletimizin defterinin dürülmesi işten bile değildir.

Bu arada, Ahmet Davutoğlu’nun, Dışişleri Bakanı olduğu günlerde, Cumhuriyet’le ilgili olarak kullandığı “100 yıllık parantezi kapatacağız” ifadesini ve AK Parti Balıkesir Milletvekili Tülay Babuşçu’nun, Cumhuriyet’le ilgili olarak, Facebook hesabında 15 Ocak 1915 tarihinde yaptığı, 600 yıllık İmparatorluğun 90 yıllık reklam arası sona erdi.” şeklindeki paylaşımını da hatırlatmak isterim. Her ne kadar Davutoğlu daha sonraki yıllarda AK Parti’den ayrılmışsa da (ve şu günlerde tekrar dönme sinyalleri veriyor), bu partinin önemli kurucularından biri olduğunu unutmamak gerekiyor. Davutoğlu ve Babuşçu, bu ifadeleri nedeniyle o günlerde kamuoyunda yoğun bir eleştiriye uğramış olsalar da, AK Parti’nin alttan alta, “parantez” ve “reklam arası” dedikleri Cumhuriyet’e karşı faaliyetleri, hiçbir şekilde hız kesmiş değildir.

Görünen o ki, mevcut ihanet sürecini yürüten arka plandaki güç, AİHM’in son kararlarını gerekçe göstererek, iktidara önce Selahattin Demirtaş’ı serbest bıraktıracak, sonra da sıra Öcaslan’a belirledikleri o meş’um siyasi statüyü (Kurucu Önder) tesis edecekler. Tabii bununla ilgili olarak, AİHM’nin Demirtaş’la (Can Atalay ve cezaevlerindeki diğer bazı siyasilerle) ilgili daha önce verdiği kararların neden uygulanmadığını ve bugünkü kararların neden uygulandığını bunlara kimse sormayacak! Daha sonra da Öcalan’ın serbest bırakılacağı bir siyasi operasyonlar sürecini yaşayacağız.

Günün sonunda da, Öcalan’ı bir siyasi partinin başında ve belki (özel uyduruk bir seçimle milletvekili yapılarak), mecliste de göreceğiz. Türk siyasetindeki mevcut yapıda, maalesef bu süreci durdurabilecek bir kabiliyet bulunmuyor!

________________

(*) https://www.youtube.com/watch?v=TWJc_S-ykgY (Lütfen, videonun tamamını izleyin, ancak 23. dakikasına özellikle dikkat…)

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve balikesirartihaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.